28 Ağustos 2008 Perşembe

Sunday Express Gazetesi Muhabirinin Kuran’a Olan Hayranlığı

Sunday Express gazetesinin muhabiri Yvonne Ridley mesleği icabı bulunduğu Afganistan’da yaşadıklarından sonra Kuran’ı ve İslam dinini derinlemesine öğrendi ve Müslüman oldu. O zamana dek Kuran’ın öngördüğü bakış açısından ve ahlaktan tamamen farklı bir yaşantısı olan Ridley, Kuran’ın etkileyiciliği karşısında İslamiyet’e sıcaklık duydu ve geri kalan hayatını belki de kökünden değiştirecek bir karar alarak Müslüman olmaya karar verdi. Yvonne Ridley’in Kuran’a duyduğu hayranlığı anlattığı sözleri ve Kuran ahlakına tam uyulduğunda Müslümanların elde edeceği maddi ve manevi gücü tarifi insanların Kuran’ın vesilesiyle nasıl hidayet bulduklarına çok güzel bir örnek teşkil etmektedir. Ridley’in “Kuran sizi nasıl etkiledi?” sorusuna verdiği cevap şu şekildedir:





“Nefes kesiciydi. Kuran sanki bir hayat kılavuzu. Okuduğum herşeyden cok etkilendim. Özellikle kadın haklarından… Biz birlik olursak çok güçlü oluruz. Günde 5 defa biz böyleyiz. Günde 24 saat, haftada 7 gün böyle olsak (namazda saf tuttuğumuz gibi hayatta da birlik olsak) hiçkimse bizim topraklarımızı işgal edemezdi. Kardeşlerimize işkence yapamaz, çocuklarımızı katledemezlerdi. Bize hiçkimsenin gücü yetmezdi ve bize saygı duyarlardı. Guantanamo’ya insanlarımızı kilitleyemezlerdi.”



www.GuncelYorumlar.com

24 Ağustos 2008 Pazar

SAYIN ADNAN OKTAR'IN BİRLİK MESAJLARI HAYATA GEÇİYOR

Sayın Adnan Oktar'ın özellikle son dönemlerde Türk-İslam Birliği'nin üzerinde ısrarla durmasıyla, başta Ortadoğu olmak üzere tüm İslam coğrafyasında çok hayırlı bir hareket, tarihi bir atılım başladı. İran, Suriye, Irak, Filistin, Azerbaycan ve diğer tüm İslam ülkelerinden "Hemen birlik olalım, bizler kardeşiz, birlik Müslümanlar için hayatidir" sesleri, şimdiye dek olmadığı kadar yüksek çıkmaya başladı. Üstelik bunlar sadece yazarların veya araştırmacıların yorumlarıyla da sınırlı değil. Türk-İslam ülkelerinin üst düzey devlet yöneticileri ve kanaat önderleri de İslam Birliği'nin önemine her zamankinden çok değinmeye, hatta bu yolda çok önemli adımlar atmaya başladılar. Ortak ekonomik girişimler oluşturuldu, ortak yatırımların sayısı arttı, birlik meclisleri tesis edildi. Siyasetçilerin ve düşünürlerin ortak kanaati, Türk-İslam Birliği'nin kurulmasının artık an meselesi olduğu yönünde.

İran Cumhurbaşkanı Sayın Mahmud Ahmedinejad'ın son İstanbul ziyareti de bu yönüyle çok dikkat çekici oldu. Sayın Ahmedinejad'ın ziyareti boyunca sevginin ve kardeşliğin üzerinde durması, Türkiye'ye duydukları muhabbeti vurgulaması, Müslümanların birlik olması gerektiğine dikkat çekmesi ve Müslümanların arasında ayrılık olmadığını vurgulayan tavırlarda bulunması son derece önemli gelişmelerdir.

Ayrıca Mahmud Ahmedinejad'ın namazda Sünni imama uyması, Şiiliğin bu konuda yanlış bir bakış açısı içerisinde olmadığını da göstermektedir. Mahmud Ahmedinejad'ın bu uygulaması, Sünni'lerle Şii'lerin aralarında İslam kardeşliğinin, İslam bağının olduğunu; bir Şii'nin arkasında bir Sünni'nin, bir Sünni'nin arkasında bir Şii'nin namaz kılabileceği açıkça ortaya koymaktadır. Dolayısıyla Mahmud Ahmedinejad'ın, Sayın Adnan Oktar'ın öncülüğünü yaptığı gibi, Türkiye'nin önderliğinde bir İslam Birliği'ne ve İslam kardeşliğine son derece sıcak baktığı anlaşılmaktadır.


SAYIN MAHMUD AHMEDİNEJAD'IN İSTANBUL ZİYARETİ SIRASINDAKİ AÇIKLAMALARI

İran, Türkiye, Suriye ve Irak'ın iktisattan kültüre, siyasetten güvenliğe kadar her alanda işbirliğine gitmeleri tabiidir. Zira bu ülkeler aynı kültür havzasına aittir.
Türkiye'nin ilerlemesini kendi ilerlememiz gibi görüyoruz. BİZ KARDEŞİZ. AYNI DİNE MENSUBUZ. Halkı ve hükümetiyle Türkiye'yi çok seviyoruz. Çok seviyoruz.

Türkiye ve İran İMKANLARINI BİRLEŞTİREREK birbirini tamamlayabilir. İki ülke arasındaki İŞBİRLİĞİ BÜYÜK BİR GÜÇ OLUŞTURABİLİR. BU GÜÇ BÖLGE VE DÜNYA BARIŞININ TESİSİNDE KULLANILABİLİR. İzzet yolunda beraber yürümeye azmedersek bunu gerçekleştirebiliriz. Ne mutlu bize ki bu irade bugün iki ülkede de mevcuttur.

Biz Türkiye'yi içten seviyoruz. Türkiye ile daima beraber olacağız.


SAYIN ADNAN OKTAR'IN TÜRK-İSLAM BİRLİĞİ'YLE İLGİLİ AÇIKLAMALARI

... Yani aynı dindeniz, aynı dili konuşuyoruz, aynı ırktan geliyoruz. HER ŞEYİMİZ AYNI. KÜLTÜRÜMÜZ, ANANEMİZ, ÖRFÜMÜZ, YANİ AYRI OLMASI İÇİN HİÇBIR SEBEP YOK... Avrupa Birliği'nde oluyor da bu Türk İslam Birliği'nde niye olamıyormuş? Avrupa Birliği'nde isteyen istediği ülkeye gidiyor, istediği gibi yerleşiyor. Pasaport kullanmıyor, vize de kullanmıyor. PEKİ BİZ KARDEŞLER OLARAK NİÇİN BUNU YAPAMIYORUZ? Yani hiçbir sebep yok, tabii ki olur... Un var, yağ var, şeker var, sadece helva yapılacak. (Kuşadası TV, Temmuz 2008)

Bunlar hep onun, o yolun başlangıçları. YANİ BÜTÜN MESELE İMANLI BİR TOPLUMUN AZMETMESİ, KARAR VERMESİ VE BU KONUNUN PEŞİNİ ASLA BIRAKMAMASI. Türk-İslam Birliği asla vazgeçemeyeceğimiz bir konudur. Geceli gündüzlü, sabah kalktığımızdan akşam yatacağımız vakte kadar bu konunun peşinde olmamız gerekir. Kuran ahlakına tam uymak ve Türk-İslam Birliği için geceli gündüzlü gayret etmek. AZMEDİLMİŞ BİR DAVA MUTLAKA SONUÇLANIR İNŞAALLAH. (Çay TV, Temmuz 2008)

Ama bir Türk İslam Birliği oluşsa. Aklı başında bir Türk İslam Birliği Meclisi oluşturulsa bu sorunlar dertler kökünden ortadan kalkar. Ve İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti an vesilesi olur. Ve yıldırım gibi oluşur. Onun için birlik konusunun üstünde çok durulması lazım. Bütün Türk Devletleri ki hepsi müslümandır aşağı yukarı ve bütün müslüman devletleri tek bir çatı altında toplayıp. Böyle bir Türk İslam Natosu gibi, Türk İslam Ortak Pazarı gibi büyük bir yapılanma içerisine getirmek, hepsini milli devletler olarak ayrı ayrı tutmak, yani devletlerin değişmesine gerek yok. Sistem içerisinde akılcılığı, samimiyeti aşkı ve şevki esas tutmak. Resmi uslubu kaldırmak çok önemli. Yani resmiyet ruhu kırar. Resmiyetten kaçınmak lazım. Aşk bir, samimiyet iki. Son derece aşk içinde, samimiyet içerisinde bu işlerin hallolması lazım.... Son zamanlarda dikkat ederseniz. Türk- İslam Birliği düşüncesi çok yaygınlaştı. Bu düşünce içerisinde tabi biz HEPİMİZ HZ. ADEM'İN EVLATLARIYIZ. YANI BÜTÜN İSLAM ALEMİ TEK BİR YÜREKTİR. Bütün Türklük alemi tek bir yürektir. Hiç birinin birbirinden farkı yoktur. (Denge TV, Temmuz 2008)


SAYIN ADNAN OKTAR'IN İSLAM DÜNYASINDA AYRIMLARIN KALKMASIYLA İLGİLİ AÇIKLAMALARI

Sünni Şii ayrımı masonların bir oyunu, öyle bir şey yok. Ve bu oyuna düşecek adamın normal Müslüman olduğuna da ben inanmıyorum. Şiiler son derece halis, muhlis, tertemiz sağlam Müslümanlardır. Sünniler de öyle son derece sağlam, tertemiz Müslümanlardır. Hiç birbirlerinden de farkı yoktur. Hepsi ehl-i Kıble'dir, hepsi aynı Allah'a inanır. Aynı Peygamberi severler. Hepsine coşkun ve derin bir muhabbetim var. Ayrılık bir zorlama. Bu konuda benim nerede olduğum konusunda da ben zaten Hz. Ali'nin neslinden geliyorum seyyidim. Hz. Ali benim dedem tabi ki de çok canım gibi seviyorum. Ve çok mübarek ve muhteşem bir insan. O insanların yaptığı her şeye hikmet ve hayır gözüyle bakmak lazım. Hazreti Ayşe'nin tavırlarına da, Hazreti Ali'nin tavırlarına da hepsine saygıyla bakmak lazım. Onları onlara bırakmak lazım. Allah'a bırakmak lazım. Ahirette inşaAllah hepsi cennetteler Allah'ın izniyle. Bizim kardeşlik gözüyle bunları devam ettirmemiz gerekiyor. O tip şeylerde derin tetkike derin araştırmaya gerek yok hep son hal esastır. Allah'ın hikmetle, hayırla yarattığı şeylerde biz her şeyi anlayamayabiliriz. Her şeyi anlamaya çalışmamız gerekmez. Biz sadece Kuran'a ve sünnete tabii olmakla mükellefiz. (Al-Baghdadi TV)

Sayın Ahmedinejad'ın verdiği mesajların İslam Birliği yönünde önemli açıklamalar olduğu Türk basınında da yer aldı. Bunlardan biri Hakan Albayrak'ın 16 Ağustos 2008 tarihli, "Ahmedinejad'ın Ziyareti: Tarihte Yeni Bir Sayfa" başlıklı yazısı idi:

"Türkiye'yi ziyaret eden İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın dün İstanbul'da düzenlediği basın toplantısında verdiği bu beyanatlar, yepyeni bir İran-Türkiye Vizyonu'na işaret etmektedir. Bu vizyon, bir MUHABBET VİZYONUDUR. BU VİZYON BİR STRATEJİK ORTAKLIK VİZYONUDUR. Bu vizyon bir yoldaşlık vizyonudur. BU BİZYON BİR İTTİFAK VE HATTA BİR İTTİHAD (BİRLİK) VİZYONUDUR... Bundan sonra yol, birlik ve beraberlik yoludur. İkili ilişkilerde yaşanan ufak tefek sıkıntılar bu gerçeği asla gölgeleyemez. İran Cumhurbaşkanı, bir Osmanlı camiinde Sünni kardeşleriyle omuz omuza Cuma namazı kılarak tarihte yeni bir sayfa açıldığını müjdelemiştir. Onu sevinç gösterileri ve tekbir sesleriyle karşılayıp uğurlayan cemaat de tarihte yeni sayfanın açıldığını coşkuyla teyit etmiştir. Mübarek olsun." (Hakan Albayrak, Yeni Şafak, 16.8.2008)

İran'ın en yüksek tirajlı gazetesi Hemşehri'de çıkan bir makalede ise Türk-İslam Birliği'nin önemi ve her geçen gün bu birliğe biraz daha yaklaşıldığı şu şekilde anlatılmaktadır:

"Ortadoğu tarihinin en zorlu günlerini yaşıyor, fakat İran-Türkiye-Suriye ittifakı ile bütün krizlerin üstesinden gelebiliriz. Amerika, bu üç ülkenin beraber hareket ettiği hiçbir yerde başarılı olamaz. Irak'ta olamadı işte, Suriye üzerindeki planları da, İran ve Türkiye'nin Suriye'ye sahip çıkması sayesinde suya düştü... Ahmedinejad'ın Türkiye ziayreti, BÖLGENİN KURTULUŞU İÇİN ELZEM OLAN İTTİHADA DOĞRU ATILMIŞ TARİHİ BİR ADIM olacaktır."


Milliyet Gazetesi, 16 Ağustos 2008

6 Ağustos 2008 Çarşamba

ALLAH İÇİN YAŞAMAK


Deki: “Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah’ındır.” (Enam Suresi 162)

Müslümanlarla diğer insanlar arasındaki fark nedir? Müslümanlar Allah'ın varlığının ve büyüklüğünün farkına varan, O'ndan "korkup-sakınan" ve hayatlarını farkına vardıkları bu büyük gerçeğe göre düzenleyen insanlardır. Diğerleri ise, ya Allah'ı inkar edenler, ya da Allah'ın varlığını üstteki ayette tarif edilen kişininkine benzer bir tarzda tasdik etmesine rağmen Allah'tan "korkup-sakınmayanlar"dır.Bu özellikteki insanların yaşamları, kendilerini yaratmış olan Allah'ın farkında olmadan kurulmuş yaşamlardır. Bunlar hayatlarının, kim tarafından, nasıl ve neden başlatıldığını göz ardı ederler. Kendi zihinlerinde, Allah'a ve O'nun dinine yer olmayan yeni bir hayat kurmaya çalışırlar. Kuran'da ise, böyle bir yaşamın boş ve çürük bir temele dayandığını, yıkımla bitmeye mahkum olduğunı Rabbimiz şu hikmetli benzetmeyle anlatır:

Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez. (Tevbe Suresi, 109)

Allah'ın ayette de haber verdiği gibi, Kuran'da tarif edilen şekilde bir imana sahip olmayanların yaşamları, "yıkılacak yar"ların kenarlarına kuruludur. Onların hayattaki tek amaçları "bu dünya"da mutluluğu ve rahatlığı elde etmektir. Bu insanların kimi, kendine "zengin olmak" gibi bir hedef belirler. Bu hedefine ulaşmak için elinden geleni yapacak, tüm fiziki ve beyinsel gücünü zengin olmak için kullanacaktır. Kimisi de hayattaki amacını "itibar sahibi ve ünlü bir insan olmak" olarak saptar. Bunu elde etmek için de elinden gelen herşeyi yapar. Her türlü zorluğa katlanır, çeşitli fedakarlıklarda bulunur. Ama bunların hepsi, ölümle birlikte yok olacak olan, yalnızca dünya hayatına hedeflerdir. Hatta birçoğu henüz hayattayken de kaybedilebilir.

Oysa mümin, Allah'ın varlığının ve gücünün farkındadır. Allah'ın onu niçin yarattığını ve ondan neler istediğini bilir. Bu nedenle de dünyadaki asıl amacı Allah'ın razı olduğu bir kul olmak için çalışmaktır. Kendisini amacına ulaştıracak her yolu dener, bunun için ciddi bir çaba gösterir. Bu sayede -diğer insanlar için kesin bir yıkımdan başka bir şey olamayan- ölümün de sırrını çözer: Ölüm bir yokoluş değil, asıl hayata geçiş aşamasıdır. Bir tesadüf ya da kaza değil, Allah'ın özel olarak yarattığı, zamanı ve yeri belirlenmiş bir olaydır. Bu gerçeklerin farkındayken de, elbette diğerleri gibi hayatını "yıkılacak bir yarın kenarına" kurmaz. Hayatın, ölümün ve ölüm-sonrası gerçek hayatın asıl sahibinin kim olduğunu ve kendisini kimin yarattığını bildiği için, Allah'a yönelir. Paranın, makam ve mevkinin, fiziki güzelliğin Allah'ın yarattığı ve yaratılmakta olan bu sistem içinde asıl kurtuluş yolu olmadığını görür. Bunlar ancak, Allah'ın koyduğu kurallar sayesinde kısa bir süre işleyecek olan "sebep"lerdir. Allah'ın yaratmış olduğu sistemin anahtarı ise Allah'ın rızasıdır. Çünkü Allah sadece rızasına uyanları doğru yola iletecektir:

Allah, rızasına uyanları bununla Kuran'la kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları Kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir. (Maide Suresi, 16)

Müslüman, Allah'ın rızasını aradığı için Müslümandır. İşte Müslümanı, diğerlerinden ayıran en önemli fark buradadır. Müslümanlar, dini Allah'ın rızasını kazanmak için izlenecek bir yol olarak görürken, birçokları için din, birtakım inançları içeren kurallar bütünüdür ve hayatlarında önemli bir yeri yoktur.

Zaten gerçek Müslümanlarla, Müslüman taklidi yapan ikiyüzlüler (münafıklar) arasındaki ayrım da burada ortaya çıkar. Müslümanlar, dini Allah'ın rızasını kazanmak için izlenecek bir yol olarak kabul ederken, münafıklar bunu kendi çıkar ve isteklerini tatmin etmeye yarayacak bir araç olarak görürler. Müslümanlar namazı "huşu" (Allah'a karşı saygı dolu bir korku) içinde kılarken (Müminun Suresi, 1-2), münafıkların bunu insanlara "gösteriş" olsun diye (Maun Suresi, 6)
yapmaları da bundandır. Aynı şekilde münafıklar, Allah yolunda yapılan harcamayı (infak) da gerçekte Allah rızası için değil, yine insanlara gösteriş olsun diye yaparlar:

Ey iman edenler, Allah'a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara karşı gösteriş olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağnak bir yağmur düştü mü, onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremez (elde edemez)ler. Allah, kafirler topluluğuna hidayet vermez. (Bakara Suresi, 264)

Görüldüğü gibi Allah'ın Kuran'da tarif ettiği mümin modeli son derece açık ve nettir. Allah'a ve ahirete "kesin bir bilgiyle" (Lokman Suresi, 4) iman edip, sonra da Allah yolunda "ciddi bir çaba" gösterenlerin yurdudur cennet. Allah'a ancak "bir ucundan ibadet" edip, Allah'ın rızasının yanında kendi basit dünyevi çıkarlarını korumaya çalışanların durumunu ise, Rabbimiz Kuran'da şöyle açıklamaktadır:

İnsanlardan kimi, Allah'a bir ucundan ibadet eder, eğer kendisine bir hayır dokunursa, bununla tatmin bulur ve eğer kendisine bir fitne isabet edecek olursa yüzü üstü dönüverir. O, dünyayı kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu, apaçık bir kayıptır. (Hac Suresi, 11)


www.NetCevap.org