Harun Yahya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Harun Yahya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Haziran 2010 Çarşamba

TEK ÇÖZÜM TÜRK İSLAM BİRLİĞİ



Filistin'e insani yardım götüren sivil gemilerin İsrail ordusu tarafından aşırı güç ve şiddet kullanılarak durdurulması, vicdan ve sağduyu sahibi olan tüm insanlar tarafından kınanmaktadır. Gemide hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah'tan rahmet diliyor, yaralı olan kardeşlerimizin biran önce şifa bulmalarını temenni ediyoruz.



Allah Müslümanların birlik olmasını emretmiştir. Müslüman alemi Kuran'da bildirilen bu emre uyup birlik olmadıkları müddetçe, Türk İslam Birliği'ni oluşturmadıkları sürece bu ve benzeri acıların devam edeceği açıktır. Bu acıların, bu katliamların, bu sıkıntıların, bu çilelerin hiçbiri yeni değildir. Müslümanlar, neredeyse yüzyıldır baskı altında acımasızca ezilmektedir. 1.5 milyar nüfusuyla birlik olan İslam aleminin barış, sevgi ve güvenin tesis edilmesinde çok etkili bir güç olacaktır. Dünyanın farklı yerlerinde Müslümanlara büyük acılar yaşatan bu fitnenin son bulması, akan kanın durması ancak Türk İslam Birliği'nin kurulmasıyla mümkündür. Filistin'i, Irak'ı, Afganistan'ı, Doğu Türkistan'ı, Kırım'ı, Kerkük'ü, Moro'yu kurtaracak tek çözüm Türk İslam Birliği'dir.Türk İslam Birliği yalnızca Müslümanların değil, Musevilerin, Hıristiyanların, Budistlerin, ateistlerin ve her düşünceden tüm insanların güvencesi olacaktır. Türk İslam Birliği kurulduğunda Museviler de, Hıristiyanlar da, Müslümanlar da ve tüm insanlar da çok rahat edecektir.

İslam alemi Rabbimiz'in "Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, dağılıp ayrılmayın" hükmüne itaat edip bir an önce birlik olmalı, başta Müslümanların acılarına son vermek, tüm dünyanın özlemi içinde bulunduğu barışı ve güveni tesis etmek için Türk İslam Birliği'ni oluşturmalıdır.

7 Ocak 2010 Perşembe

HZ.MEHDİ DÖNEMİNDE İSLAM BİRLİĞİ - VİDEO

İslam, dünyanın en hızlı büyüyen dini.
Avrupa’da İslam dininin büyüme hızı %142'lere ulaşmış durumda.
Müslüman nüfusun sayısının yakın gelecekte daha da artacağı ve İslam'ın dünyanın en büyük dini haline geleceği tahmin ediliyor.
Jeopolitik konumları nedeniyle İslam ülkeleri büyük bir güç olarak görülüyor.
Ne var ki bugün kimi İslam ülkeleri arasında derin anlaşmazlıklar ve ihtilaflar bulunmakta.
Hatta yakın geçmişte İran-Irak Savaşı, Irak'ın Kuveyt'i işgali, Pakistan-Bangladeş Savaşı gibi Müslüman ülkeler arasında geçen savaşlar yaşandı.
Bazı Müslüman ülkelerde ise halen etnik ve siyasi sorunlar nedeniyle iç savaş ve çatışmalar sürüyor.
Sonuçta İslam dünyasında belirgin bir dağınıklık, başıboşluk, ihtilaf ve merkezi otorite eksikliği yaşanmaktadır.
Oysa İslam'ın özünde bir dağınıklık ve başıboşluk değil, birlik vardır.
Kuran'da, "Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın…” (Al-i İmran Suresi, 103) ayetiyle Allah, tüm Müslümanlara tam bir birlik ruhu içinde hareket etmelerini emretmektedir.
Dünya, bugün her yönden bu birliğe muhtaçtır: İslam birliğine...
Belgeseli izlediğinizde İslam ahlakının dünyaya yayılacağı, insanların barışa ve güvenliğe kavuşacağı günlerin Allah'ın izni ile çok yakın olduğunu anlayacaksınız.

MÜSLÜMANLARIN ÜÇ KUTLU MESCİDİ - VİDEO

Yeryüzünde yaşayan bütün Müslümanlar, Allah'ın varlığına ve birliğine, meleklerine, Kitaplarına peygamberlerine ve ahiret gününe iman etmiş, aynı ortak değerlere gönül vermiş insanlardır.
Müminleri birbirlerine yakınlaştıracak ve kaynaştıracak olan bu ortak değerlerin en önemlilerinden biri de Allah'ın adının yüceltildiği mübarek mekanlar, mescidlerdir.
İslam tarihinde çok önemli yeri olan üç büyük mescid vardır:
Mekke'de Kutsal Kabe'nin etrafında yer alan Mescid-i Haram, Kudüs'teki Mescid-i Aksa ve Medine'deki Mescid-i Nebevi...
Bu üç büyük mescid İslam tarihinde çok önemli olaylara ev sahipliği yapmıştır.
Bu mescidleri ve etraflarındaki mübarek beldeleri ziyaret ederken Müslümanların şevk ve heyecanları artar, hamiyet duyguları kabarır, kardeşlik bağları güçlenir, bu mekanların ziyareti Yüce Allah'a yakınlaşmaya vesile olur.
Bu belgeselde bu üç kutlu mekanın tarihini ve özelliklerini izleyeceksiniz.

ÜÇ KUTLU ŞAHIS VE AHİRZAMAN - VİDEO

Allah Hz. Süleyman’ı Kendi Katından çok büyük nimetlerle ve üstün ilimlerle desteklemiştir. Ona hiç kimsenin ulaşamayacağı bir mülk, görkemli bir saltanat, eşi ve benzeri görülmemiş bir hakimiyet vermiştir.
Hz. Zülkarneyn de yine kendi döneminde dünya üzerinde hakimiyet kurmuş, üstün bir ilimle toplumları yönetmiş iktidar sahibi bir şahıstır.
Hadislerde, Hz. Süleyman ve Hz. Zülkarneyn dönemlerinde yaşanan dünya hakimiyetinin ahir zamanda bir benzerinin yaşanacağı haber verilmektedir. Bu, Hz. Mehdi dönemidir.
Hadislerde bu olay şöyle bildirilmektedir:
Hz. Mehdi tıpkı Zülkarneyn ve Süleyman gibi dünyaya hükmedecektir. (El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Hz. Mehdiy-il Muntazar, s. 29)
Bu filmin amacı, tüm insanları ahir zamanın bu önemli müjdesi üzerinde düşünmeye ve bunun heyecanını paylaşmaya teşvik etmektir.

11 Şubat 2009 Çarşamba

MÜMİNLERİN SEVGİ VE DAYANIŞMALARINDAN GELEN MANEVİ KUVVETLERİ


Allah'a ve ahirete inanmayan insanların birlikteliklerinin temelinde genellikle hep dünyevi değerlere verilen önem ve yine dünyevi menfaatlere yönelik beklentiler yatar. Bu kimseler biraraya gelmekle bir anlamda karşılıklı bir menfaat anlaşması yapmış olurlar; taraflar karşılıklı olarak birbirlerine destek olur ve böylece müşterek menfaatler elde etmeye çalışırlar. Bu ittifaka dahil olan kimseler birlikteliklerinin karşılıklı bir güven ya da dostluğa dayanmadığını ve her ne kadar dile getirilmese de bu ittifakın birtakım şartlara dayalı olduğunu bilirler. Taraflardan birinin menfaat sağlayıcı vasfı ortadan kalktığında, ittifak da ortadan kalkar. Bu şartlar oluştuğunda diğer kişilerin zor durumda kalması ya da desteğe ihtiyaç duyması diğer tarafın ilgisini çekmez. Çünkü kurulan bu ittifak sadece bir güç birliğinden ve menfaat beklentisinden kaynaklanmıştır. Dolayısıyla da beklentiler yok olduğunda birliğin bozulması da son derece doğaldır. Allah'ın "... Kendi aralarındaki çarpışmaları ise pek şiddetlidir. Sen onları birlik sanırsın, oysa kalpleri paramparçadır. Bu, şüphesiz onların akletmeyen bir kavim olmaları dolayısıyla böyledir." (Haşr Suresi, 14) ayetiyle insanlara haber verdiği gibi, iman etmeyenler her ne kadar birlik ya da dayanışma içerisinde gibi görünseler de temelde birlik olamazlar.

Dünya üzerinde insanlar arasında gerçek bir dostluk ve ittifak sağlayabilecek yegane güç ancak 'iman'dır. Hesap gününden korkan müminler dostluklarıyla, dünyada başlayıp ahirette de sonsuza kadar devam edecek sağlam bir ittifakın temellerini atmış olurlar. Birbirlerini, araya hiçbir çıkar ya da menfaat beklentisi katmadan, halis niyetle ve sadece Allah rızası için sever, Allah rızası için dost olurlar. Temeli Allah sevgisine ve Allah korkusuna dayalı olan bu bağın bozulması Allah'ın dilemesi dışında hiçbir şekilde mümkün olmaz.İman edenler, Allah rızası için birbirlerini sevmelerinin verdiği güç ile büyük bir manevi kuvvet oluştururlar. Bir ayette "... (O zaman) Muhakkak Allah'a kavuşacaklarını umanlar (şöyle) dediler: "Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir." (Bakara Suresi, 249) sözleriyle bildirildiği gibi, kalplerindeki iman ile az sayıda bile olsalar, manen, büyük zorluklara ve güçlüklere karşı galip gelecek bir şevk ve irade kazanmış olurlar. Gösterdikleri güzel ahlaktan dolayı Allah'ın yardımını ve desteğini kazanmış olurlar. Allah'ın "... eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz." (Al-i İmran Suresi, 139) ayetiyle bildirdiği gibi, kimsenin birbirine düşüremediği, gücünü kıramadığı manevi bir kuvvet oluştururlar.

Kendi aralarında ise samimiyetle Allah'ın rızasını aradıkları için, hiçbir zaman bir kargaşa, anlaşmazlık ya da ihtilafla karşı karşıya gelmezler. Çünkü Allah'ın sözü birdir; Kuran ayetleri açıktır. Tüm inananlar Kuran'a kayıtsız şartsız uyduğu ve her zaman Allah'ın rızasının en çoğunu kazanmaya yönelik hareket ettiği için, büyük bir uyum ve düzen meydana gelir. Tüm işleri akıcı bir düzen içinde kolaylıkla hallolur. Kendi menfaatleriyle çatıştıklarında her biri, Kuran ahlakının ve müminlerin menfaatlerinden yana tavır koydukları için güçlü bir dayanışma oluşur.

Müminler, birbirleriyle sonsuz ahiret arkadaşı olmaya niyet etmiş olmalarından dolayı derin bir sevgi, saygı ve sadakatle birbirlerine bağlanırlar. Bundan dolayı da asla rekabete, çekişmeye ya da ihtilafa imkan tanımazlar. Her ne zorluk ya da sıkıntıyla karşılaşırlarsa karşılaşsınlar, Allah korkularından ve samimi imanlarından dolayı yılgınlığa, gevşekliğe ya da iradesizliğe kapılmazlar. Birinde bir kusur olacak olsa, bir diğeri güzel ahlakla ona destek olup iyiliğe teşvik eder. Sürekli birbirlerine iyiliği emredip, kötülükten sakındırdıkları için giderek imanları daha da güçlenir, kuvvetleri artar. Amaçları, çabaları ve duaları hep aynı olan müminlerin, imanları ve sevgilerinden oluşan bu manevi güçlerini Bediüzzaman Said Nursi bir sözünde şöyle bir örnekle dile getirmiştir:

‘Çünkü nasıl insanın bir eli diğer eline rekabet etmez, bir gözü bir gözünü tenkid etmez (eleştirmez), dili kulağına itiraz etmez, kalb ruhun ayıbını görmez. Belki birbirinin noksanını tamamlar, kusurunu örter, ihtiyacına yardım eder, vazifesine yardım eder; yoksa o vücud-u insanın (insan bedeninin) hayatı söner, ruhu kaçar, cismi de dağılır. Hem nasıl ki bir fabrikanın çarkları birbiriyle rekabetkârane uğraşmaz, birbirinin önüne geçmeye çalışmaz, birbirinin kusurunu görerek eleştirmek suretiyle şevkini kırıp yılgınlığa uğratmaz. Belki bütün meziyetleriyle, birbirinin hareketini genel amaca yönlendirmek için yardım ederler, hakiki bir dayanışma ve bir birlik ile yaratılış gayelerine doğru yürürler. Eğer zerre mikdar bir saldırı, bir zorbalık karışsa; o fabrikayı karıştıracak, neticesiz meyvesiz bırakacak. Fabrika sahibi de o fabrikayı bütün bütün kırıp dağıtacak...'( Risale-i Nur Külliyatı, 21. Lema, s. 668-669)

Bediüzzaman'ın verdiği bu örnek müminlerin arasındaki sevgiden kaynaklanan birlik ve beraberliğin anlaşılabilmesi açısından oldukça önemlidir. İmanlarından kaynaklanan samimi sevgilerinden ve ihlaslarından dolayı, aynı bir fabrikanın çarklarının biraraya gelerek büyük bir güç oluşturması gibi, onlar da birbirlerine olan sevgi ve bağlılıklarıyla sarsılmaz bir manevi kuvvet kazanmış olurlar.

Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O'nun elçisi, rüku' ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren müminlerdir. (Maide Suresi, 55)

Şüphesiz Allah, Kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak mücadele edenleri sever. (Saf Suresi, 4)


Peygamber Efendimiz (sav)'in Sevgiyi Tavsiye Eden Sözleri

Mikdam İbnu Mâdikerib (radıyallâhu anh) şöyle anlatıyor:

"Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Biriniz kardeşinin ahlakını (Allah için) seviyorsa bunu kendisine söylesin."( Kütüb-i Sitte, 10. cilt, s. 135; Ebû Dâvud, Edeb 122, (5124); Tirmizi Zühd 54, (2393) )

"Hediyeleşin, birbirinizi sevin, "Birbirinize yiyecek hediye edin. Bu, rızkınızda genişlik hasıl eder (meydana getirir)." ( Kütüb-i Sitte, cilt 16, s.239)

"Allah Katında en sevimliniz dostluk kuran ve kendisiyle dostluk kurulanlarınızdır. Allah nezdinde en sevimsiziniz de arkadaşların arasını açanlardır." ( İhya'u Ulum'id-Din Huccetü'l-İslam, İmam Gazali, cilt. 2, s.365)

"İki kardeş (iki arkadaş) iki el gibidir, biri ötekini yıkar." ( İhya'u Ulum'id-Din Huccetü'l-İslam, İmam Gazali, cilt. 2, s.394)

"Birbirinize sırt çevirmeyiniz. Birbirinize kin tutmayınız. Birbirinizi kıskanmayınız. Birbirinizle dostluğunuzu kesmeyiniz. Ey Allah'ın kulları kardeş olunuz." (Müslim İhya'u Ulum'id-Din Huccetü'l-İslam, İmam Gazali, cilt. 2, s.407)

"Size vermekte olduğu nimetlerinden ötürü Allah'ı sevin, beni de Allah beni sevdiği için seviniz." (Tirmizi İhya'u Ulum'id-Din Huccetü'l-İslam, İmam Gazali, cilt. 4, s.594)

"Allah için mütevazi olanı Allah yüceltir. Böbürleneni Allah alçaltır. Allah'ı çok ananı Allah sever." (İbn Mace İhya'u Ulum'id-Din Huccetü'l-İslam, İmam Gazali, cilt. 4, s.655)

28 Ağustos 2008 Perşembe

Sunday Express Gazetesi Muhabirinin Kuran’a Olan Hayranlığı

Sunday Express gazetesinin muhabiri Yvonne Ridley mesleği icabı bulunduğu Afganistan’da yaşadıklarından sonra Kuran’ı ve İslam dinini derinlemesine öğrendi ve Müslüman oldu. O zamana dek Kuran’ın öngördüğü bakış açısından ve ahlaktan tamamen farklı bir yaşantısı olan Ridley, Kuran’ın etkileyiciliği karşısında İslamiyet’e sıcaklık duydu ve geri kalan hayatını belki de kökünden değiştirecek bir karar alarak Müslüman olmaya karar verdi. Yvonne Ridley’in Kuran’a duyduğu hayranlığı anlattığı sözleri ve Kuran ahlakına tam uyulduğunda Müslümanların elde edeceği maddi ve manevi gücü tarifi insanların Kuran’ın vesilesiyle nasıl hidayet bulduklarına çok güzel bir örnek teşkil etmektedir. Ridley’in “Kuran sizi nasıl etkiledi?” sorusuna verdiği cevap şu şekildedir:





“Nefes kesiciydi. Kuran sanki bir hayat kılavuzu. Okuduğum herşeyden cok etkilendim. Özellikle kadın haklarından… Biz birlik olursak çok güçlü oluruz. Günde 5 defa biz böyleyiz. Günde 24 saat, haftada 7 gün böyle olsak (namazda saf tuttuğumuz gibi hayatta da birlik olsak) hiçkimse bizim topraklarımızı işgal edemezdi. Kardeşlerimize işkence yapamaz, çocuklarımızı katledemezlerdi. Bize hiçkimsenin gücü yetmezdi ve bize saygı duyarlardı. Guantanamo’ya insanlarımızı kilitleyemezlerdi.”



www.GuncelYorumlar.com

24 Ağustos 2008 Pazar

SAYIN ADNAN OKTAR'IN BİRLİK MESAJLARI HAYATA GEÇİYOR

Sayın Adnan Oktar'ın özellikle son dönemlerde Türk-İslam Birliği'nin üzerinde ısrarla durmasıyla, başta Ortadoğu olmak üzere tüm İslam coğrafyasında çok hayırlı bir hareket, tarihi bir atılım başladı. İran, Suriye, Irak, Filistin, Azerbaycan ve diğer tüm İslam ülkelerinden "Hemen birlik olalım, bizler kardeşiz, birlik Müslümanlar için hayatidir" sesleri, şimdiye dek olmadığı kadar yüksek çıkmaya başladı. Üstelik bunlar sadece yazarların veya araştırmacıların yorumlarıyla da sınırlı değil. Türk-İslam ülkelerinin üst düzey devlet yöneticileri ve kanaat önderleri de İslam Birliği'nin önemine her zamankinden çok değinmeye, hatta bu yolda çok önemli adımlar atmaya başladılar. Ortak ekonomik girişimler oluşturuldu, ortak yatırımların sayısı arttı, birlik meclisleri tesis edildi. Siyasetçilerin ve düşünürlerin ortak kanaati, Türk-İslam Birliği'nin kurulmasının artık an meselesi olduğu yönünde.

İran Cumhurbaşkanı Sayın Mahmud Ahmedinejad'ın son İstanbul ziyareti de bu yönüyle çok dikkat çekici oldu. Sayın Ahmedinejad'ın ziyareti boyunca sevginin ve kardeşliğin üzerinde durması, Türkiye'ye duydukları muhabbeti vurgulaması, Müslümanların birlik olması gerektiğine dikkat çekmesi ve Müslümanların arasında ayrılık olmadığını vurgulayan tavırlarda bulunması son derece önemli gelişmelerdir.

Ayrıca Mahmud Ahmedinejad'ın namazda Sünni imama uyması, Şiiliğin bu konuda yanlış bir bakış açısı içerisinde olmadığını da göstermektedir. Mahmud Ahmedinejad'ın bu uygulaması, Sünni'lerle Şii'lerin aralarında İslam kardeşliğinin, İslam bağının olduğunu; bir Şii'nin arkasında bir Sünni'nin, bir Sünni'nin arkasında bir Şii'nin namaz kılabileceği açıkça ortaya koymaktadır. Dolayısıyla Mahmud Ahmedinejad'ın, Sayın Adnan Oktar'ın öncülüğünü yaptığı gibi, Türkiye'nin önderliğinde bir İslam Birliği'ne ve İslam kardeşliğine son derece sıcak baktığı anlaşılmaktadır.


SAYIN MAHMUD AHMEDİNEJAD'IN İSTANBUL ZİYARETİ SIRASINDAKİ AÇIKLAMALARI

İran, Türkiye, Suriye ve Irak'ın iktisattan kültüre, siyasetten güvenliğe kadar her alanda işbirliğine gitmeleri tabiidir. Zira bu ülkeler aynı kültür havzasına aittir.
Türkiye'nin ilerlemesini kendi ilerlememiz gibi görüyoruz. BİZ KARDEŞİZ. AYNI DİNE MENSUBUZ. Halkı ve hükümetiyle Türkiye'yi çok seviyoruz. Çok seviyoruz.

Türkiye ve İran İMKANLARINI BİRLEŞTİREREK birbirini tamamlayabilir. İki ülke arasındaki İŞBİRLİĞİ BÜYÜK BİR GÜÇ OLUŞTURABİLİR. BU GÜÇ BÖLGE VE DÜNYA BARIŞININ TESİSİNDE KULLANILABİLİR. İzzet yolunda beraber yürümeye azmedersek bunu gerçekleştirebiliriz. Ne mutlu bize ki bu irade bugün iki ülkede de mevcuttur.

Biz Türkiye'yi içten seviyoruz. Türkiye ile daima beraber olacağız.


SAYIN ADNAN OKTAR'IN TÜRK-İSLAM BİRLİĞİ'YLE İLGİLİ AÇIKLAMALARI

... Yani aynı dindeniz, aynı dili konuşuyoruz, aynı ırktan geliyoruz. HER ŞEYİMİZ AYNI. KÜLTÜRÜMÜZ, ANANEMİZ, ÖRFÜMÜZ, YANİ AYRI OLMASI İÇİN HİÇBIR SEBEP YOK... Avrupa Birliği'nde oluyor da bu Türk İslam Birliği'nde niye olamıyormuş? Avrupa Birliği'nde isteyen istediği ülkeye gidiyor, istediği gibi yerleşiyor. Pasaport kullanmıyor, vize de kullanmıyor. PEKİ BİZ KARDEŞLER OLARAK NİÇİN BUNU YAPAMIYORUZ? Yani hiçbir sebep yok, tabii ki olur... Un var, yağ var, şeker var, sadece helva yapılacak. (Kuşadası TV, Temmuz 2008)

Bunlar hep onun, o yolun başlangıçları. YANİ BÜTÜN MESELE İMANLI BİR TOPLUMUN AZMETMESİ, KARAR VERMESİ VE BU KONUNUN PEŞİNİ ASLA BIRAKMAMASI. Türk-İslam Birliği asla vazgeçemeyeceğimiz bir konudur. Geceli gündüzlü, sabah kalktığımızdan akşam yatacağımız vakte kadar bu konunun peşinde olmamız gerekir. Kuran ahlakına tam uymak ve Türk-İslam Birliği için geceli gündüzlü gayret etmek. AZMEDİLMİŞ BİR DAVA MUTLAKA SONUÇLANIR İNŞAALLAH. (Çay TV, Temmuz 2008)

Ama bir Türk İslam Birliği oluşsa. Aklı başında bir Türk İslam Birliği Meclisi oluşturulsa bu sorunlar dertler kökünden ortadan kalkar. Ve İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti an vesilesi olur. Ve yıldırım gibi oluşur. Onun için birlik konusunun üstünde çok durulması lazım. Bütün Türk Devletleri ki hepsi müslümandır aşağı yukarı ve bütün müslüman devletleri tek bir çatı altında toplayıp. Böyle bir Türk İslam Natosu gibi, Türk İslam Ortak Pazarı gibi büyük bir yapılanma içerisine getirmek, hepsini milli devletler olarak ayrı ayrı tutmak, yani devletlerin değişmesine gerek yok. Sistem içerisinde akılcılığı, samimiyeti aşkı ve şevki esas tutmak. Resmi uslubu kaldırmak çok önemli. Yani resmiyet ruhu kırar. Resmiyetten kaçınmak lazım. Aşk bir, samimiyet iki. Son derece aşk içinde, samimiyet içerisinde bu işlerin hallolması lazım.... Son zamanlarda dikkat ederseniz. Türk- İslam Birliği düşüncesi çok yaygınlaştı. Bu düşünce içerisinde tabi biz HEPİMİZ HZ. ADEM'İN EVLATLARIYIZ. YANI BÜTÜN İSLAM ALEMİ TEK BİR YÜREKTİR. Bütün Türklük alemi tek bir yürektir. Hiç birinin birbirinden farkı yoktur. (Denge TV, Temmuz 2008)


SAYIN ADNAN OKTAR'IN İSLAM DÜNYASINDA AYRIMLARIN KALKMASIYLA İLGİLİ AÇIKLAMALARI

Sünni Şii ayrımı masonların bir oyunu, öyle bir şey yok. Ve bu oyuna düşecek adamın normal Müslüman olduğuna da ben inanmıyorum. Şiiler son derece halis, muhlis, tertemiz sağlam Müslümanlardır. Sünniler de öyle son derece sağlam, tertemiz Müslümanlardır. Hiç birbirlerinden de farkı yoktur. Hepsi ehl-i Kıble'dir, hepsi aynı Allah'a inanır. Aynı Peygamberi severler. Hepsine coşkun ve derin bir muhabbetim var. Ayrılık bir zorlama. Bu konuda benim nerede olduğum konusunda da ben zaten Hz. Ali'nin neslinden geliyorum seyyidim. Hz. Ali benim dedem tabi ki de çok canım gibi seviyorum. Ve çok mübarek ve muhteşem bir insan. O insanların yaptığı her şeye hikmet ve hayır gözüyle bakmak lazım. Hazreti Ayşe'nin tavırlarına da, Hazreti Ali'nin tavırlarına da hepsine saygıyla bakmak lazım. Onları onlara bırakmak lazım. Allah'a bırakmak lazım. Ahirette inşaAllah hepsi cennetteler Allah'ın izniyle. Bizim kardeşlik gözüyle bunları devam ettirmemiz gerekiyor. O tip şeylerde derin tetkike derin araştırmaya gerek yok hep son hal esastır. Allah'ın hikmetle, hayırla yarattığı şeylerde biz her şeyi anlayamayabiliriz. Her şeyi anlamaya çalışmamız gerekmez. Biz sadece Kuran'a ve sünnete tabii olmakla mükellefiz. (Al-Baghdadi TV)

Sayın Ahmedinejad'ın verdiği mesajların İslam Birliği yönünde önemli açıklamalar olduğu Türk basınında da yer aldı. Bunlardan biri Hakan Albayrak'ın 16 Ağustos 2008 tarihli, "Ahmedinejad'ın Ziyareti: Tarihte Yeni Bir Sayfa" başlıklı yazısı idi:

"Türkiye'yi ziyaret eden İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın dün İstanbul'da düzenlediği basın toplantısında verdiği bu beyanatlar, yepyeni bir İran-Türkiye Vizyonu'na işaret etmektedir. Bu vizyon, bir MUHABBET VİZYONUDUR. BU VİZYON BİR STRATEJİK ORTAKLIK VİZYONUDUR. Bu vizyon bir yoldaşlık vizyonudur. BU BİZYON BİR İTTİFAK VE HATTA BİR İTTİHAD (BİRLİK) VİZYONUDUR... Bundan sonra yol, birlik ve beraberlik yoludur. İkili ilişkilerde yaşanan ufak tefek sıkıntılar bu gerçeği asla gölgeleyemez. İran Cumhurbaşkanı, bir Osmanlı camiinde Sünni kardeşleriyle omuz omuza Cuma namazı kılarak tarihte yeni bir sayfa açıldığını müjdelemiştir. Onu sevinç gösterileri ve tekbir sesleriyle karşılayıp uğurlayan cemaat de tarihte yeni sayfanın açıldığını coşkuyla teyit etmiştir. Mübarek olsun." (Hakan Albayrak, Yeni Şafak, 16.8.2008)

İran'ın en yüksek tirajlı gazetesi Hemşehri'de çıkan bir makalede ise Türk-İslam Birliği'nin önemi ve her geçen gün bu birliğe biraz daha yaklaşıldığı şu şekilde anlatılmaktadır:

"Ortadoğu tarihinin en zorlu günlerini yaşıyor, fakat İran-Türkiye-Suriye ittifakı ile bütün krizlerin üstesinden gelebiliriz. Amerika, bu üç ülkenin beraber hareket ettiği hiçbir yerde başarılı olamaz. Irak'ta olamadı işte, Suriye üzerindeki planları da, İran ve Türkiye'nin Suriye'ye sahip çıkması sayesinde suya düştü... Ahmedinejad'ın Türkiye ziayreti, BÖLGENİN KURTULUŞU İÇİN ELZEM OLAN İTTİHADA DOĞRU ATILMIŞ TARİHİ BİR ADIM olacaktır."


Milliyet Gazetesi, 16 Ağustos 2008

6 Ağustos 2008 Çarşamba

ALLAH İÇİN YAŞAMAK


Deki: “Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah’ındır.” (Enam Suresi 162)

Müslümanlarla diğer insanlar arasındaki fark nedir? Müslümanlar Allah'ın varlığının ve büyüklüğünün farkına varan, O'ndan "korkup-sakınan" ve hayatlarını farkına vardıkları bu büyük gerçeğe göre düzenleyen insanlardır. Diğerleri ise, ya Allah'ı inkar edenler, ya da Allah'ın varlığını üstteki ayette tarif edilen kişininkine benzer bir tarzda tasdik etmesine rağmen Allah'tan "korkup-sakınmayanlar"dır.Bu özellikteki insanların yaşamları, kendilerini yaratmış olan Allah'ın farkında olmadan kurulmuş yaşamlardır. Bunlar hayatlarının, kim tarafından, nasıl ve neden başlatıldığını göz ardı ederler. Kendi zihinlerinde, Allah'a ve O'nun dinine yer olmayan yeni bir hayat kurmaya çalışırlar. Kuran'da ise, böyle bir yaşamın boş ve çürük bir temele dayandığını, yıkımla bitmeye mahkum olduğunı Rabbimiz şu hikmetli benzetmeyle anlatır:

Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez. (Tevbe Suresi, 109)

Allah'ın ayette de haber verdiği gibi, Kuran'da tarif edilen şekilde bir imana sahip olmayanların yaşamları, "yıkılacak yar"ların kenarlarına kuruludur. Onların hayattaki tek amaçları "bu dünya"da mutluluğu ve rahatlığı elde etmektir. Bu insanların kimi, kendine "zengin olmak" gibi bir hedef belirler. Bu hedefine ulaşmak için elinden geleni yapacak, tüm fiziki ve beyinsel gücünü zengin olmak için kullanacaktır. Kimisi de hayattaki amacını "itibar sahibi ve ünlü bir insan olmak" olarak saptar. Bunu elde etmek için de elinden gelen herşeyi yapar. Her türlü zorluğa katlanır, çeşitli fedakarlıklarda bulunur. Ama bunların hepsi, ölümle birlikte yok olacak olan, yalnızca dünya hayatına hedeflerdir. Hatta birçoğu henüz hayattayken de kaybedilebilir.

Oysa mümin, Allah'ın varlığının ve gücünün farkındadır. Allah'ın onu niçin yarattığını ve ondan neler istediğini bilir. Bu nedenle de dünyadaki asıl amacı Allah'ın razı olduğu bir kul olmak için çalışmaktır. Kendisini amacına ulaştıracak her yolu dener, bunun için ciddi bir çaba gösterir. Bu sayede -diğer insanlar için kesin bir yıkımdan başka bir şey olamayan- ölümün de sırrını çözer: Ölüm bir yokoluş değil, asıl hayata geçiş aşamasıdır. Bir tesadüf ya da kaza değil, Allah'ın özel olarak yarattığı, zamanı ve yeri belirlenmiş bir olaydır. Bu gerçeklerin farkındayken de, elbette diğerleri gibi hayatını "yıkılacak bir yarın kenarına" kurmaz. Hayatın, ölümün ve ölüm-sonrası gerçek hayatın asıl sahibinin kim olduğunu ve kendisini kimin yarattığını bildiği için, Allah'a yönelir. Paranın, makam ve mevkinin, fiziki güzelliğin Allah'ın yarattığı ve yaratılmakta olan bu sistem içinde asıl kurtuluş yolu olmadığını görür. Bunlar ancak, Allah'ın koyduğu kurallar sayesinde kısa bir süre işleyecek olan "sebep"lerdir. Allah'ın yaratmış olduğu sistemin anahtarı ise Allah'ın rızasıdır. Çünkü Allah sadece rızasına uyanları doğru yola iletecektir:

Allah, rızasına uyanları bununla Kuran'la kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları Kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir. (Maide Suresi, 16)

Müslüman, Allah'ın rızasını aradığı için Müslümandır. İşte Müslümanı, diğerlerinden ayıran en önemli fark buradadır. Müslümanlar, dini Allah'ın rızasını kazanmak için izlenecek bir yol olarak görürken, birçokları için din, birtakım inançları içeren kurallar bütünüdür ve hayatlarında önemli bir yeri yoktur.

Zaten gerçek Müslümanlarla, Müslüman taklidi yapan ikiyüzlüler (münafıklar) arasındaki ayrım da burada ortaya çıkar. Müslümanlar, dini Allah'ın rızasını kazanmak için izlenecek bir yol olarak kabul ederken, münafıklar bunu kendi çıkar ve isteklerini tatmin etmeye yarayacak bir araç olarak görürler. Müslümanlar namazı "huşu" (Allah'a karşı saygı dolu bir korku) içinde kılarken (Müminun Suresi, 1-2), münafıkların bunu insanlara "gösteriş" olsun diye (Maun Suresi, 6)
yapmaları da bundandır. Aynı şekilde münafıklar, Allah yolunda yapılan harcamayı (infak) da gerçekte Allah rızası için değil, yine insanlara gösteriş olsun diye yaparlar:

Ey iman edenler, Allah'a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara karşı gösteriş olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağnak bir yağmur düştü mü, onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremez (elde edemez)ler. Allah, kafirler topluluğuna hidayet vermez. (Bakara Suresi, 264)

Görüldüğü gibi Allah'ın Kuran'da tarif ettiği mümin modeli son derece açık ve nettir. Allah'a ve ahirete "kesin bir bilgiyle" (Lokman Suresi, 4) iman edip, sonra da Allah yolunda "ciddi bir çaba" gösterenlerin yurdudur cennet. Allah'a ancak "bir ucundan ibadet" edip, Allah'ın rızasının yanında kendi basit dünyevi çıkarlarını korumaya çalışanların durumunu ise, Rabbimiz Kuran'da şöyle açıklamaktadır:

İnsanlardan kimi, Allah'a bir ucundan ibadet eder, eğer kendisine bir hayır dokunursa, bununla tatmin bulur ve eğer kendisine bir fitne isabet edecek olursa yüzü üstü dönüverir. O, dünyayı kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu, apaçık bir kayıptır. (Hac Suresi, 11)


www.NetCevap.org

22 Temmuz 2008 Salı

MÜSLÜMANLARIN ZORLUK ANLARINDA GÜÇLENEN TESANÜDLERİ


Tarih boyunca peygamberlerin olmadığı dönemlerde, din ahlakını anlatma görevini samimi ve güçlü bir imana sahip olan müminler üstlenmişlerdir. Fakat bu değerli insanlar her dönemde, din ahlakını kendi kurdukları din aleyhtarı ve zalim sisteme bir tehdit olarak gören bazı çevrelerin çeşitli engellemelerine, iftiralarına, sözlü ve fiili saldırılarına maruz kalmışlardır.

Ancak geçmişte de günümüzde de; kötülüğü örgütleyen ve müminlerin tesanüdlerinin bozulması için çaba harcayan bu kişilerin gözardı ettikleri önemli bir gerçek vardır:

Allah'ın rızasını kazanmak için yaşayan Müslümanlar, zorluk anlarında iman etmeyenler gibi ittifaklarını bozup dağılmaz, aksine böyle zamanlarda Allah’ın izniyle daha güçlü kenetlenerek tesanüdlerini arttırırlar.

Müminler Allah'tan korkup sakınan, tüm insanlara daima dostane bir hoşgörüyle yaklaşan, çevrelerine hep huzur, neşe veren, güven hissettiren, daima adaleti gözeten, her türlü haram fiilden kaçınan güzel ahlaklı insanlardır. Dünyevi hırsları olmadığı için, kimseyle çıkar hesabı içinde olmazlar. Aksine fedakar, alçakgönüllü ve kanaatkardırlar. Ancak bu seçkin özelliklerine rağmen, din ahlakını yaymak için gerçekleştirdikleri ilmi mücadele boyunca, bazı kimselerin şiddetli düşmanlıkları ve saldırıları ile karşı karşıya kalırlar. Söz konusu bu kişilerin müminlere duydukları düşmanlığın altında yatan asıl neden ise, Allah'a ve din ahlakına olan düşmanlıklarıdır. (Allah’ı tenzih ederiz.) Bu düşmanlıklarının sonucu olarak, iman edenlerin tebliğ faaliyetlerini engellemeye çalışır, müminlere tuzaklar ve komplolar hazırlar, alaycı ve iftira dolu sözleri çeşitli yöntemlerle toplum içinde yaymaya çalışarak onlara zulmetmeye çalışırlar. Günümüzde de sürdürülen bu baskı yöntemleriyle iman edenleri sözde yıldırmaya, hak yoldan vazgeçirmeye ve tesanüdlerini bozup dağılmalarını sağlamaya çalışırlar. İman etmeyenlerin, tarih boyunca bir kez bile sonuç vermemiş olan bu düşmanlıklarını Allah bir ayetinde şöyle bildirir:

"Eğer sizi ele geçirecek olurlarsa size düşman kesilirler, ellerini ve dillerini kötülükle size uzatırlar. Onlar sizin inkar etmenizi içten arzu etmişlerdir." (Mümtehine Suresi, 2)

Ancak din ahlakının yaşanmasını ve yayılmasını engellemek isteyen bu kişiler, önemli bir noktayı göz ardı etmektedirler. Müminlerin gerçek bir dostluk ve ittifaka vesile olan tesanüd bağının kaynağı, samimi imanlarıdır. İman sahipleri birbirlerini, araya hiçbir çıkar ya da menfaat beklentisi katmadan, halis niyetle ve sadece Allah rızası için sever, Allah rızası için birbirlerinin dostu olurlar. Bu dostluklarıyla, sağlam bir ittifakın temelini oluştururlar. İman etmeyen insanları imrendiren de zorluk anlarında daha da kuvvetlenen bu ittifaktır. Temeli Allah sevgisine ve Allah korkusuna dayalı olan bu bağın bozulması, Allah’ın izniyle hiçbir şekilde mümkün değildir. Yüce Allah iman edenlerin, Kendi yolunda birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak hareket ettiklerini şöyle bildirmiştir:

"Şüphesiz Allah, Kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak mücadele edenleri sever." (Saff Suresi, 4)



www.HarunYahya.tv

21 Temmuz 2008 Pazartesi

MÜMİNLERİN TESANÜDLERİNİN SIRRI


Müminlerin Zorluk Anlarında Güçlenen
Tesanüdlerinin Sırrı


1. Güçlü Bir Allah Sevgileri Vardır

İman edenlerin güçlü bir tesanüde, sadakat ve teslimiyete sahip olmalarını sağlayan birçok neden vardır. Bunun en önemlierinden biri, Allah’a olan derin sevgileridir.

Allah'ın, "Ve de ki: "Allah'a hamd olsun, O size ayetlerini gösterecektir, siz de onları bilip tanıyacaksınız." Senin Rabbin yaptıklarınızdan gafil değildir." (Neml Suresi, 93) ayetiyle haber verdiği gibi, Allah müminlerin kalplerini güçlendirmek, onların Kendisi'ne olan sevgi ve bağlılıklarını artırmak için, nefislerinde ve de çevrelerinde meydana gelen herşeyin 'hak' olduğunu onlara göstereceğini vadetmiştir. Bu ayetin hükmü gereği müminler, hayatları boyunca başlarına gelen herşeyin Allah'ın kendilerine olan vaadinin bir gereği olarak gerçekleştiğini bilerek hareket ederler. Allah'a olan imanları, sevgileri ve buna bağlı olarak da teslimiyet ve sadakatleri sürekli olarak artar. Allah'ın her zaman müminlerin dostu ve yardımcısı olduğunu, tüm dualarına karşılık verdiğini bilir ve O’na karşı büyük bir sevgi duyarlar. Zorluklar karşısında Allah'ın rızasını kazanabilmek için teslimiyetle sabreder, Allah'ı vekil edinir ve O'na sığınırlar. Allah’ın bildirdiği din ahlakını tebliğ ederken karşılaştıkları zorlukların ilmi mücadelelerini engellemesine izin vermez, olumsuz gibi görünen durumlarda, din ahlakının yayılmasını önlemek için çaba harcayan kişilerin düşündüklerinin aksine tesanüdlerini daha da güçlendirirler. Bu da müminlerin gerçekten güçlü bir Allah sevgisine ve sadakat duygusuna sahip olduklarının en güzel delillerinden biridir. Allah Kuran'da müminlerin güçlü bir bağlılık ve teslimiyet duygusuna sahip olduklarını şöyle bildirmektedir:

"...Onlar, Allah'tan bir fazl (lütuf ve ihsan) arayıp, Allah'a ve O'nun Resulüne yardım ederlerken yurtlarından ve mallarından sürülüp çıkarılmışlardır. İşte bunlar, sadık olanlar bunlardır. (Haşr Suresi, 8)


2. Allah Korkularında Samimidirler

Allah sevgisi, tesanüdün yaşanması ve artması için çok önemli bir özelliktir ancak tek başına yeterli değildir. Beraberinde mutlaka Allah korkusu da gereklidir. Çünkü Allah korkusu, kişinin Allah'ın emir ve yasaklarına karşı son derece titiz olmasını, O'nun beğenmeyeceği tavırlardan şiddetle kaçınıp sakınmasını, şeytanın ve nefsinin telkinlerine karşı güçlü ve iradeli olabilmesini sağlar. Tesanüdün temeli de budur. Bu birliği oluşturan müminlerin her biri, Allah'a karşı içli bir korku duyup O'ndan sakınır, Kuran ayetlerine kayıtsız şartsız teslimiyet gösterirler. Allah'tan başka hiç kimsenin rızasını aramaz, Allah'tan başka hiç kimseden korkmazlar. İhlası daima ayakta tutmalarından dolayı Allah'ın desteğini kazanmış olurlar ki, Allah'ın Aziz (mağlup edilmesi mümkün olmayan, galip olan) sıfatı nedeniyle işlerinde her zaman üstün gelip, başarı kazanırlar. Allah'ın “… Onlardan korkmayın, Benden korkun, üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım. Umulur ki hidayete erersiniz.” (Bakara Suresi, 150) ayetinin sırrına vakıf oldukları için kimsenin nifak sokup dağıtamadığı, birbirine düşürmeyi başaramadığı, şüphe verip gücünü kıramadığı olağanüstü bir direnç ve kuvvet gösterirler.


3. Tesanüd İçinde Olmazlarsa Kötülüğün Yayılacağını Bilirler

Kuran’da “İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.” (Enfal Suresi, 73) ayetiyle tesanüdün İslam ahlakındaki önemi haber verilmiştir. Rabbimiz, bu ayetle müminlerin bir araya gelmemeleri, birbirlerine dost ve veli olmamaları durumunda, yeryüzünde fitnenin artacağını bildirmiştir. Dolayısıyla müminler, kötülüğü örgütleyenlerin baskıları sonucu tesanüdlerini kaybeder ve fikri mücadelelerinin zarar görmesine izin verirlerse, yeryüzünde zulüm ortamının yayılacağının bilincindedirler. Bu nedenle tüm iyi özelliklerini kaybetmiş, acıma duygusunu yitirmiş, manevi değerleri tamamen göz ardı eden insanların ortaya koydukları zulüm ve kötülüklere engel olmak için kararlılıkla ittifak eder, yeryüzünde kötülüğün yerine iyiliğin ve güzelliğin hakim olması için yoğun bir çaba içine girerler.

Allah rızası için birlik içinde hareket etmek, müminlerin zorluklar karşısında başarı elde etmesinde önemli bir imani sırdır. Müslümanların tarih boyunca yaşadıkları olaylara baktığımızda da zorluk ve sıkıntıların hep bu şekilde aşılabildiğini görürüz. Başta, Allah'ın tüm insanlara örnek kıldığı Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) ve sahabeler olmak üzere, Müslümanlar bu ahlakı en güzel şekilde yaşamış, gösterdikleri üstün tesanüd ve fedakarlık örnekleriyle İslamiyet'in ve Kuran ahlakının tüm dünyaya yayılmasına vesile olmuşlardır.


4. Kader Gerçeğine Gönülden İman Ederler.

Müminler, hayattaki her şeyin Allah’ın emri, kontrolü ve belirlediği kader dahilinde meydana geldiğini çok iyi bilirler. Kuran-ı Kerim’in “… “Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler.”” (Tevbe Suresi, 51) ayetinde vurgulandığı üzere, her ne olursa olsun her şeyi Allah’ın yarattığının bilincindedirler. Dolayısıyla bu değerli insanlar, karşı karşıya kaldıkları hiçbir olayı "kötü" olarak değerlendirmez, başlarına gelenler veya gelebilecekler nedeniyle asla telaşa ve üzüntüye kapılmazlar. Bazı olaylar kötü gibi gözükse de, gerçekte bunların kendileri için hayırlı sonuçlara vesile olacağını bilirler. Çünkü Allah müminin karşısına bir olay çıkarmışsa, mutlaka onda bir hayır vardır. İslam tarihi bunun somut örnekleriyle doludur. Gerek Sahabe-i Kiram’ın yaşamları, gerekse Kuran’da haklarında bilgi verilen peygamberler ve beraberlerindeki iman edenlerin yaşadıkları olaylar, bu durumun en güzel örneklerindendir. Sonsuz rahmet sahibi olan Allah bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:

“...Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.” (Bakara Suresi, 216)


5. Allah Yolunda Çaba Harcamak Konusunda Kararlıdırlar

Allah’ın rızasını aramaktaki kararlılıkları, müminlerin güçlü tesanüdlerinin en önemli kaynaklarından biridir. Allah’ın izniyle hiçbir zorluk, tek amaçları Allah’ın rızasını kazanmak olan müminleri, O’nun emirlerini yerine getirmekten alıkoyamaz. Bu nedenle de dinsizliği yayan sistemlere karşı sürdürdükleri fikri mücadele boyunca yakın çevrelerinden ya da din ahlakının yayılmasını istemeyen diğer kişilerden ne tür bir baskı görürlerse görsünler bu kararlı tutumlarını sürdürürler. Allah’ın izniyle hayatları boyunca gittikçe artan bir şevk ve azim içinde kulluk görevlerini yerine getirir ve Allah’ın yoluna ve diğer mümin kardeşlerine daha güçlü bir şekilde sarılırlar. Herşeyi yapanın Allah olduğunu bildikleri için şevk ve heyecan içinde karşılarına çıkan her fırsatı değerlendirir ve hayırlarda yarışırlar. Çünkü müminler, Kuran’da "Müminlerden öyle erkek-adamlar vardır ki- Allah ile yaptıkları ahde sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi beklemektedir. Onlar hiçbir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler." (Ahzab Suresi, 23) ayetiyle bildirildiği gibi, Allah’ın rızasını kazanmak için ölünceye dek aynı kararlılığı gösteren kişilerdir.


www.IslamBirligi.org

20 Temmuz 2008 Pazar

MÜSLÜMANLARIN TESANÜDÜ ALLAH'ın İZNİYLE KURAN AHLAKI'nın HAKİMİYETİNE VESİLE OLACAKTIR


Müminlerin Dayanışmasının Neden Yeryüzünde Başka Bir Örneği Yoktur?


Bir arada olmaktan büyük zevk alan, birbirlerini onore etmeyi, şevklendirmeyi seven, fedakarlık yapmaktan mutluluk duyan, kendisi için istediğinin aynısını hatta daha fazlasını kardeşleri için isteyen bir anlayış muhakkak ki, dünyevi beklentilere dayalı bir birliktelikten çok farklı olacaktır.

Müslümanların bu tesanüdünü diğer tüm dayanışmalardan farklı kılan en önemli unsur ise, iman edenlerin, Allah rızası için birbirlerini sevmelerinin verdiği güç vesilesiyle büyük bir manevi kuvvete sahip olmalarıdır. “… (O zaman) Muhakkak Allah’a kavuşacaklarını umanlar (şöyle) dediler: “Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah’ın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara Suresi, 249) ayetiyle bildirildiği gibi müminler, kalplerindeki iman vesilesiyle, az sayıda bile olsalar, büyük zorluklara ve güçlüklere karşı galip gelecek bir şevk ve irade kazanmış olurlar. Gösterdikleri güzel ahlaktan dolayı Allah’ın yardımını ve desteğini kazanırlar. Allah’ın “… eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.” (Al-i İmran Suresi, 139) ayetiyle bildirdiği gibi, kimsenin birbirine düşüremediği, gücünü kıramadığı üstün bir manevi kuvvet oluştururlar.

İman etmeyenler, geçmişte olduğu gibi, bugün ve gelecekte de iman edenlere iftira atmaya, onlara karşı baskı ve hatta zulüm uygulamaya devam edeceklerdir. Ancak onların iftira ve eziyet verici sözleri, baskı ve zulümleri geçmişte olduğu gibi bugün ve gelecekte de iman edenleri üzmeyecek ve onlara bir zarar veremeyecektir.


SONUÇ:

Müslümanların Tesanüdü Allah'ın İzniyle Kuran Ahlakının Hakimiyetine Vesile Olacaktır
Dünyanın barışa, dostluğa ve kardeşliğe belki de en çok ihtiyaç duyduğu dönemlerden birini yaşamaktayız. 20. yüzyıla damgasını vuran çatışmalar, yeni yüzyılda da tüm hızıyla devam ediyor, dünyanın dört bir yanında masum insanlar bu kargaşa ve çatışma ortamından dolayı maddi ve manevi kayba uğruyorlar. Bu nedenle bugün müminlerin birlik içinde hareket etmeleri, Allah yolunda yürüttükleri fikri mücadelenin tüm engellemelere rağmen devam etmesi, karşılaştıkları her zorlukta Allah’a sığınarak dayanışmalarını arttırmaları büyük önem taşımaktadır. Kuran ahlakının gereği ve Peygamberimiz (sav)'in emri budur. Bu büyük fikri mücadele sonucunda yalnız Müslümanların değil, tüm insanlığın çektiği sıkıntılar -Allah'ın izniyle- sona erecek, insanlık barış, huzur ve mutluluğa kavuşmuş olacaktır. Ahir zamanın kutlu şahısları Hz. İsa ve Hz. Mehdi önderliğinde tüm Müslümanlar kenetlenmiş bir bina gibi bir araya gelecek, kardeşlik ve tesanüdleriyle tüm dünyaya örnek olacaklar ve bu vesileyle dünyada Kuran ahlakının güzelliklerinin yaşanmadığı hiçbir yer kalmayacaktır. Bu Allah'ın vaadidir ve gerçekleşmesi Allah’ın izniyle çok yakındır:

"Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile." (Saff Suresi, 9)


Sayın Adnan Oktar’ın Mayıs Ayında Haber5.com ile Yaptığı Röportajdan…

“ Komplolar üreterek, iftira atarak, oyun oynayarak netice elde etmeye çalışıyorlar. Ama bu tip şeyler olduğunda daha olumlu etkileniyor Müslümanlar, yani saldırıldıkça, baskı gördükçe, Müslümanlar daha şevklenip, daha güçleniyorlar. Çünkü baskı olmadığında bir meskenet (uyuşukluk) meydana gelir. Mesela sıcak bir ortamda insanı uyku basar. Özellikle adamın bir amacı gayesi de yoksa. Ama ani bir hareketlenmede, orada bir yağmurun yağması, pencerelerin açılması, önemli bir haberin gelmesi, orada ani bir canlanmaya sebep olur. Müslümanların da bu tip canlanmaya ihtiyaçları vardır. Adeta adrenalin etkisi yapar. Onlara yapılan her türlü baskı, zulüm, cebir onların güç kazanmasına sebep olur. Diğer türlü bir sakinlik ve meskenet olur.”


İman Etmeyenlerin İttifakı Bozulmaya Mahkumdur

Allah'a ve ahirete inanmayan ve özellikle müminlere ve fikri mücadelelerine zarar vermek isteyen insanların birlikteliklerinin temelinde dünyevi değerlere verilen önem ve yine dünyevi menfaatlere yönelik beklentiler vardır. Bu kimseler, bir araya gelerek bir anlamda karşılıklı bir menfaat anlaşması yapmışlardır. Ancak Allah'ın "… Kendi aralarındaki çarpışmaları ise pek şiddetlidir. Sen onları birlik sanırsın, oysa kalpleri paramparçadır. Bu, şüphesiz onların akletmeyen bir kavim olmaları dolayısıyla böyledir." (Haşr Suresi, 14) ayetiyle haber verdiği gibi, iman etmeyenler her ne kadar birlik ya da dayanışma içerisinde gibi görünseler de temelde birlik olamazlar. Dolayısıyla da ilk zorluk anında bozulan dayanışmaları gibi, din ahlakının tebliğini önlemek için iman sahiplerine kurdukları tuzaklar da Allah’ın izniyle en başından bozulmaya mahkumdur.


Bediüzzaman Said Nursi’nin İman Edenlere Öğüdü

"...yüzer ayet ve ehadis-i nebeviyyenin (Peygamberimiz (sav)'in hadislerinin) şiddetle emrettikleri uhuvvet (kardeşlik), muhabbet ve teavünü (yardımlaşmayı) yapıp bütün hissiyatınızla ehl-i dünyadan daha şiddetli bir surette meslekdaşlarınızla ve dindaşlarınızla ittifak ediniz... yani ihtilafa düşmeyiniz. "Böyle küçük meseleler için kıymetdar vaktimi sarfetmekten ise, o kıymetli vaktimi zikir ve fikir gibi kıymetdar şeylere sarfedeceğim " deyip çekilerek, ittifakı zaifleştirmeyiniz (birliği zayıflatmayınız). Çünkü bu manevi mücadelede küçük mesele zannettiğinizden çok büyük olabilir. "

“Artık 'kötülüğü örgütleyip düzenleyenler', Allah'ın, kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden veya şuuruna varamayacakları yerden azabın gelmeyeceğinden emin midirler? Ya da onlar, dönüp-dolaşmaktalarken, onları yakalayıvermesinden (mi emindirler?) Ki onlar (bu konuda Allah'ı) aciz bırakacak değildirler.” (Nahl Suresi, 45-46)


www.HarunYahya.net