Bediüzzaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bediüzzaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2009 Çarşamba

MÜMİNLERİN SEVGİ VE DAYANIŞMALARINDAN GELEN MANEVİ KUVVETLERİ


Allah'a ve ahirete inanmayan insanların birlikteliklerinin temelinde genellikle hep dünyevi değerlere verilen önem ve yine dünyevi menfaatlere yönelik beklentiler yatar. Bu kimseler biraraya gelmekle bir anlamda karşılıklı bir menfaat anlaşması yapmış olurlar; taraflar karşılıklı olarak birbirlerine destek olur ve böylece müşterek menfaatler elde etmeye çalışırlar. Bu ittifaka dahil olan kimseler birlikteliklerinin karşılıklı bir güven ya da dostluğa dayanmadığını ve her ne kadar dile getirilmese de bu ittifakın birtakım şartlara dayalı olduğunu bilirler. Taraflardan birinin menfaat sağlayıcı vasfı ortadan kalktığında, ittifak da ortadan kalkar. Bu şartlar oluştuğunda diğer kişilerin zor durumda kalması ya da desteğe ihtiyaç duyması diğer tarafın ilgisini çekmez. Çünkü kurulan bu ittifak sadece bir güç birliğinden ve menfaat beklentisinden kaynaklanmıştır. Dolayısıyla da beklentiler yok olduğunda birliğin bozulması da son derece doğaldır. Allah'ın "... Kendi aralarındaki çarpışmaları ise pek şiddetlidir. Sen onları birlik sanırsın, oysa kalpleri paramparçadır. Bu, şüphesiz onların akletmeyen bir kavim olmaları dolayısıyla böyledir." (Haşr Suresi, 14) ayetiyle insanlara haber verdiği gibi, iman etmeyenler her ne kadar birlik ya da dayanışma içerisinde gibi görünseler de temelde birlik olamazlar.

Dünya üzerinde insanlar arasında gerçek bir dostluk ve ittifak sağlayabilecek yegane güç ancak 'iman'dır. Hesap gününden korkan müminler dostluklarıyla, dünyada başlayıp ahirette de sonsuza kadar devam edecek sağlam bir ittifakın temellerini atmış olurlar. Birbirlerini, araya hiçbir çıkar ya da menfaat beklentisi katmadan, halis niyetle ve sadece Allah rızası için sever, Allah rızası için dost olurlar. Temeli Allah sevgisine ve Allah korkusuna dayalı olan bu bağın bozulması Allah'ın dilemesi dışında hiçbir şekilde mümkün olmaz.İman edenler, Allah rızası için birbirlerini sevmelerinin verdiği güç ile büyük bir manevi kuvvet oluştururlar. Bir ayette "... (O zaman) Muhakkak Allah'a kavuşacaklarını umanlar (şöyle) dediler: "Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir." (Bakara Suresi, 249) sözleriyle bildirildiği gibi, kalplerindeki iman ile az sayıda bile olsalar, manen, büyük zorluklara ve güçlüklere karşı galip gelecek bir şevk ve irade kazanmış olurlar. Gösterdikleri güzel ahlaktan dolayı Allah'ın yardımını ve desteğini kazanmış olurlar. Allah'ın "... eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz." (Al-i İmran Suresi, 139) ayetiyle bildirdiği gibi, kimsenin birbirine düşüremediği, gücünü kıramadığı manevi bir kuvvet oluştururlar.

Kendi aralarında ise samimiyetle Allah'ın rızasını aradıkları için, hiçbir zaman bir kargaşa, anlaşmazlık ya da ihtilafla karşı karşıya gelmezler. Çünkü Allah'ın sözü birdir; Kuran ayetleri açıktır. Tüm inananlar Kuran'a kayıtsız şartsız uyduğu ve her zaman Allah'ın rızasının en çoğunu kazanmaya yönelik hareket ettiği için, büyük bir uyum ve düzen meydana gelir. Tüm işleri akıcı bir düzen içinde kolaylıkla hallolur. Kendi menfaatleriyle çatıştıklarında her biri, Kuran ahlakının ve müminlerin menfaatlerinden yana tavır koydukları için güçlü bir dayanışma oluşur.

Müminler, birbirleriyle sonsuz ahiret arkadaşı olmaya niyet etmiş olmalarından dolayı derin bir sevgi, saygı ve sadakatle birbirlerine bağlanırlar. Bundan dolayı da asla rekabete, çekişmeye ya da ihtilafa imkan tanımazlar. Her ne zorluk ya da sıkıntıyla karşılaşırlarsa karşılaşsınlar, Allah korkularından ve samimi imanlarından dolayı yılgınlığa, gevşekliğe ya da iradesizliğe kapılmazlar. Birinde bir kusur olacak olsa, bir diğeri güzel ahlakla ona destek olup iyiliğe teşvik eder. Sürekli birbirlerine iyiliği emredip, kötülükten sakındırdıkları için giderek imanları daha da güçlenir, kuvvetleri artar. Amaçları, çabaları ve duaları hep aynı olan müminlerin, imanları ve sevgilerinden oluşan bu manevi güçlerini Bediüzzaman Said Nursi bir sözünde şöyle bir örnekle dile getirmiştir:

‘Çünkü nasıl insanın bir eli diğer eline rekabet etmez, bir gözü bir gözünü tenkid etmez (eleştirmez), dili kulağına itiraz etmez, kalb ruhun ayıbını görmez. Belki birbirinin noksanını tamamlar, kusurunu örter, ihtiyacına yardım eder, vazifesine yardım eder; yoksa o vücud-u insanın (insan bedeninin) hayatı söner, ruhu kaçar, cismi de dağılır. Hem nasıl ki bir fabrikanın çarkları birbiriyle rekabetkârane uğraşmaz, birbirinin önüne geçmeye çalışmaz, birbirinin kusurunu görerek eleştirmek suretiyle şevkini kırıp yılgınlığa uğratmaz. Belki bütün meziyetleriyle, birbirinin hareketini genel amaca yönlendirmek için yardım ederler, hakiki bir dayanışma ve bir birlik ile yaratılış gayelerine doğru yürürler. Eğer zerre mikdar bir saldırı, bir zorbalık karışsa; o fabrikayı karıştıracak, neticesiz meyvesiz bırakacak. Fabrika sahibi de o fabrikayı bütün bütün kırıp dağıtacak...'( Risale-i Nur Külliyatı, 21. Lema, s. 668-669)

Bediüzzaman'ın verdiği bu örnek müminlerin arasındaki sevgiden kaynaklanan birlik ve beraberliğin anlaşılabilmesi açısından oldukça önemlidir. İmanlarından kaynaklanan samimi sevgilerinden ve ihlaslarından dolayı, aynı bir fabrikanın çarklarının biraraya gelerek büyük bir güç oluşturması gibi, onlar da birbirlerine olan sevgi ve bağlılıklarıyla sarsılmaz bir manevi kuvvet kazanmış olurlar.

Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O'nun elçisi, rüku' ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren müminlerdir. (Maide Suresi, 55)

Şüphesiz Allah, Kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak mücadele edenleri sever. (Saf Suresi, 4)


Peygamber Efendimiz (sav)'in Sevgiyi Tavsiye Eden Sözleri

Mikdam İbnu Mâdikerib (radıyallâhu anh) şöyle anlatıyor:

"Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Biriniz kardeşinin ahlakını (Allah için) seviyorsa bunu kendisine söylesin."( Kütüb-i Sitte, 10. cilt, s. 135; Ebû Dâvud, Edeb 122, (5124); Tirmizi Zühd 54, (2393) )

"Hediyeleşin, birbirinizi sevin, "Birbirinize yiyecek hediye edin. Bu, rızkınızda genişlik hasıl eder (meydana getirir)." ( Kütüb-i Sitte, cilt 16, s.239)

"Allah Katında en sevimliniz dostluk kuran ve kendisiyle dostluk kurulanlarınızdır. Allah nezdinde en sevimsiziniz de arkadaşların arasını açanlardır." ( İhya'u Ulum'id-Din Huccetü'l-İslam, İmam Gazali, cilt. 2, s.365)

"İki kardeş (iki arkadaş) iki el gibidir, biri ötekini yıkar." ( İhya'u Ulum'id-Din Huccetü'l-İslam, İmam Gazali, cilt. 2, s.394)

"Birbirinize sırt çevirmeyiniz. Birbirinize kin tutmayınız. Birbirinizi kıskanmayınız. Birbirinizle dostluğunuzu kesmeyiniz. Ey Allah'ın kulları kardeş olunuz." (Müslim İhya'u Ulum'id-Din Huccetü'l-İslam, İmam Gazali, cilt. 2, s.407)

"Size vermekte olduğu nimetlerinden ötürü Allah'ı sevin, beni de Allah beni sevdiği için seviniz." (Tirmizi İhya'u Ulum'id-Din Huccetü'l-İslam, İmam Gazali, cilt. 4, s.594)

"Allah için mütevazi olanı Allah yüceltir. Böbürleneni Allah alçaltır. Allah'ı çok ananı Allah sever." (İbn Mace İhya'u Ulum'id-Din Huccetü'l-İslam, İmam Gazali, cilt. 4, s.655)

20 Temmuz 2008 Pazar

MÜSLÜMANLARIN TESANÜDÜ ALLAH'ın İZNİYLE KURAN AHLAKI'nın HAKİMİYETİNE VESİLE OLACAKTIR


Müminlerin Dayanışmasının Neden Yeryüzünde Başka Bir Örneği Yoktur?


Bir arada olmaktan büyük zevk alan, birbirlerini onore etmeyi, şevklendirmeyi seven, fedakarlık yapmaktan mutluluk duyan, kendisi için istediğinin aynısını hatta daha fazlasını kardeşleri için isteyen bir anlayış muhakkak ki, dünyevi beklentilere dayalı bir birliktelikten çok farklı olacaktır.

Müslümanların bu tesanüdünü diğer tüm dayanışmalardan farklı kılan en önemli unsur ise, iman edenlerin, Allah rızası için birbirlerini sevmelerinin verdiği güç vesilesiyle büyük bir manevi kuvvete sahip olmalarıdır. “… (O zaman) Muhakkak Allah’a kavuşacaklarını umanlar (şöyle) dediler: “Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah’ın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara Suresi, 249) ayetiyle bildirildiği gibi müminler, kalplerindeki iman vesilesiyle, az sayıda bile olsalar, büyük zorluklara ve güçlüklere karşı galip gelecek bir şevk ve irade kazanmış olurlar. Gösterdikleri güzel ahlaktan dolayı Allah’ın yardımını ve desteğini kazanırlar. Allah’ın “… eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.” (Al-i İmran Suresi, 139) ayetiyle bildirdiği gibi, kimsenin birbirine düşüremediği, gücünü kıramadığı üstün bir manevi kuvvet oluştururlar.

İman etmeyenler, geçmişte olduğu gibi, bugün ve gelecekte de iman edenlere iftira atmaya, onlara karşı baskı ve hatta zulüm uygulamaya devam edeceklerdir. Ancak onların iftira ve eziyet verici sözleri, baskı ve zulümleri geçmişte olduğu gibi bugün ve gelecekte de iman edenleri üzmeyecek ve onlara bir zarar veremeyecektir.


SONUÇ:

Müslümanların Tesanüdü Allah'ın İzniyle Kuran Ahlakının Hakimiyetine Vesile Olacaktır
Dünyanın barışa, dostluğa ve kardeşliğe belki de en çok ihtiyaç duyduğu dönemlerden birini yaşamaktayız. 20. yüzyıla damgasını vuran çatışmalar, yeni yüzyılda da tüm hızıyla devam ediyor, dünyanın dört bir yanında masum insanlar bu kargaşa ve çatışma ortamından dolayı maddi ve manevi kayba uğruyorlar. Bu nedenle bugün müminlerin birlik içinde hareket etmeleri, Allah yolunda yürüttükleri fikri mücadelenin tüm engellemelere rağmen devam etmesi, karşılaştıkları her zorlukta Allah’a sığınarak dayanışmalarını arttırmaları büyük önem taşımaktadır. Kuran ahlakının gereği ve Peygamberimiz (sav)'in emri budur. Bu büyük fikri mücadele sonucunda yalnız Müslümanların değil, tüm insanlığın çektiği sıkıntılar -Allah'ın izniyle- sona erecek, insanlık barış, huzur ve mutluluğa kavuşmuş olacaktır. Ahir zamanın kutlu şahısları Hz. İsa ve Hz. Mehdi önderliğinde tüm Müslümanlar kenetlenmiş bir bina gibi bir araya gelecek, kardeşlik ve tesanüdleriyle tüm dünyaya örnek olacaklar ve bu vesileyle dünyada Kuran ahlakının güzelliklerinin yaşanmadığı hiçbir yer kalmayacaktır. Bu Allah'ın vaadidir ve gerçekleşmesi Allah’ın izniyle çok yakındır:

"Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile." (Saff Suresi, 9)


Sayın Adnan Oktar’ın Mayıs Ayında Haber5.com ile Yaptığı Röportajdan…

“ Komplolar üreterek, iftira atarak, oyun oynayarak netice elde etmeye çalışıyorlar. Ama bu tip şeyler olduğunda daha olumlu etkileniyor Müslümanlar, yani saldırıldıkça, baskı gördükçe, Müslümanlar daha şevklenip, daha güçleniyorlar. Çünkü baskı olmadığında bir meskenet (uyuşukluk) meydana gelir. Mesela sıcak bir ortamda insanı uyku basar. Özellikle adamın bir amacı gayesi de yoksa. Ama ani bir hareketlenmede, orada bir yağmurun yağması, pencerelerin açılması, önemli bir haberin gelmesi, orada ani bir canlanmaya sebep olur. Müslümanların da bu tip canlanmaya ihtiyaçları vardır. Adeta adrenalin etkisi yapar. Onlara yapılan her türlü baskı, zulüm, cebir onların güç kazanmasına sebep olur. Diğer türlü bir sakinlik ve meskenet olur.”


İman Etmeyenlerin İttifakı Bozulmaya Mahkumdur

Allah'a ve ahirete inanmayan ve özellikle müminlere ve fikri mücadelelerine zarar vermek isteyen insanların birlikteliklerinin temelinde dünyevi değerlere verilen önem ve yine dünyevi menfaatlere yönelik beklentiler vardır. Bu kimseler, bir araya gelerek bir anlamda karşılıklı bir menfaat anlaşması yapmışlardır. Ancak Allah'ın "… Kendi aralarındaki çarpışmaları ise pek şiddetlidir. Sen onları birlik sanırsın, oysa kalpleri paramparçadır. Bu, şüphesiz onların akletmeyen bir kavim olmaları dolayısıyla böyledir." (Haşr Suresi, 14) ayetiyle haber verdiği gibi, iman etmeyenler her ne kadar birlik ya da dayanışma içerisinde gibi görünseler de temelde birlik olamazlar. Dolayısıyla da ilk zorluk anında bozulan dayanışmaları gibi, din ahlakının tebliğini önlemek için iman sahiplerine kurdukları tuzaklar da Allah’ın izniyle en başından bozulmaya mahkumdur.


Bediüzzaman Said Nursi’nin İman Edenlere Öğüdü

"...yüzer ayet ve ehadis-i nebeviyyenin (Peygamberimiz (sav)'in hadislerinin) şiddetle emrettikleri uhuvvet (kardeşlik), muhabbet ve teavünü (yardımlaşmayı) yapıp bütün hissiyatınızla ehl-i dünyadan daha şiddetli bir surette meslekdaşlarınızla ve dindaşlarınızla ittifak ediniz... yani ihtilafa düşmeyiniz. "Böyle küçük meseleler için kıymetdar vaktimi sarfetmekten ise, o kıymetli vaktimi zikir ve fikir gibi kıymetdar şeylere sarfedeceğim " deyip çekilerek, ittifakı zaifleştirmeyiniz (birliği zayıflatmayınız). Çünkü bu manevi mücadelede küçük mesele zannettiğinizden çok büyük olabilir. "

“Artık 'kötülüğü örgütleyip düzenleyenler', Allah'ın, kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden veya şuuruna varamayacakları yerden azabın gelmeyeceğinden emin midirler? Ya da onlar, dönüp-dolaşmaktalarken, onları yakalayıvermesinden (mi emindirler?) Ki onlar (bu konuda Allah'ı) aciz bırakacak değildirler.” (Nahl Suresi, 45-46)


www.HarunYahya.net