9 Haziran 2010 Çarşamba

TEK ÇÖZÜM TÜRK İSLAM BİRLİĞİ



Filistin'e insani yardım götüren sivil gemilerin İsrail ordusu tarafından aşırı güç ve şiddet kullanılarak durdurulması, vicdan ve sağduyu sahibi olan tüm insanlar tarafından kınanmaktadır. Gemide hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah'tan rahmet diliyor, yaralı olan kardeşlerimizin biran önce şifa bulmalarını temenni ediyoruz.



Allah Müslümanların birlik olmasını emretmiştir. Müslüman alemi Kuran'da bildirilen bu emre uyup birlik olmadıkları müddetçe, Türk İslam Birliği'ni oluşturmadıkları sürece bu ve benzeri acıların devam edeceği açıktır. Bu acıların, bu katliamların, bu sıkıntıların, bu çilelerin hiçbiri yeni değildir. Müslümanlar, neredeyse yüzyıldır baskı altında acımasızca ezilmektedir. 1.5 milyar nüfusuyla birlik olan İslam aleminin barış, sevgi ve güvenin tesis edilmesinde çok etkili bir güç olacaktır. Dünyanın farklı yerlerinde Müslümanlara büyük acılar yaşatan bu fitnenin son bulması, akan kanın durması ancak Türk İslam Birliği'nin kurulmasıyla mümkündür. Filistin'i, Irak'ı, Afganistan'ı, Doğu Türkistan'ı, Kırım'ı, Kerkük'ü, Moro'yu kurtaracak tek çözüm Türk İslam Birliği'dir.Türk İslam Birliği yalnızca Müslümanların değil, Musevilerin, Hıristiyanların, Budistlerin, ateistlerin ve her düşünceden tüm insanların güvencesi olacaktır. Türk İslam Birliği kurulduğunda Museviler de, Hıristiyanlar da, Müslümanlar da ve tüm insanlar da çok rahat edecektir.

İslam alemi Rabbimiz'in "Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, dağılıp ayrılmayın" hükmüne itaat edip bir an önce birlik olmalı, başta Müslümanların acılarına son vermek, tüm dünyanın özlemi içinde bulunduğu barışı ve güveni tesis etmek için Türk İslam Birliği'ni oluşturmalıdır.

25 Ocak 2010 Pazartesi

FİTNE, FÜCUR, İNTİKAM HİSSİ VE KISKANÇLIK KÖTÜLERİ YAKAR KAVURUR. İYİLER HER ZAMAN HUZUR İÇİNDEDİR - VİDEO

Adnan Oktar’ın 7 Ocak 2010 tarihli Çay TV ve Kahramanmaraş Aksu TV röportajından bir bölüm.
İNSANLARI HAYRA ÇAĞIRIRKEN SABIRLI OLMAK LAZIM - VİDEO

Adnan Oktar’ın 7 Ocak 2010 tarihli Çay TV ve Kahramanmaraş Aksu TV röportajından bir bölüm.

TÜRK İSLAM BİRLİĞİ IRK ÜSTÜNLÜĞÜNE DAYALI BİR BİRLİK DEĞİLDİR

Türk İslam Birliği'nin kurulması sadece İslam aleminin değil, her dinden, her milleten ve her düşünceden insanın kurtuluşu olacak, bu birlik tüm dünyaya sevgi, kardeşlik, dostluk, bolluk ve bereket getirecektir. Türkiye'nin önderliğinde kurulacak olan Türk İslam Birliği, yeryüzünün bambaşka bir güzelliğe bürünmesine, bolluk ve bereketin müthiş artmasına, sanatın, estetiğin ve bilimin çok gelişmesine, çok güçlü ve köklü bir medeniyetin inşa edilmesine vesile olacaktır. Allah'ın izniyle Türk İslam Birliği muhakkak kurulacaktır. Bu, Allah'ın takdir ettiği bir kaderdir.

Türk İslam Birliği'nin doğal lideri ise Türkiye olacaktır. Türkiye'nin liderliği tüm Türk ve Müslüman ülkeleri tarafından da gönülden kabul edilmekte ve istenmektedir. Bunun temelinde hem Türkiye'nin tarihi tecrübesi, hem de Türk Milleti'nin sayısız olayla ispatlanmış olan güzel ahlakıdır. Nitekim, Türk Milleti'nin lider olması isteği asla bir ırk üstünlüğü düşüncesine dayanmamaktadır. Yani, bunun özünde "biz lider olalım, diğerleri bize tabi olsun" veya "biz üstünüz, diğer ırklar bize tabi olmalıdır" gibi akıl ve mantık dışı, üstelik Kuran ahlakına da hiç uygun olmayan bir düşünce yoktur. Söz konusu olan ahlaki bir üstünlüktür. Yapılacak olan liderlik de aslında korumaya, kollamaya, hizmet etmek için çileye ve sorumluluğa talip olma işidir, bir tür ağabeylik vasfıdır.

Türk Milleti'nin bu tarihi sorumluluğu yerine getirecek olmasının en önemli delillerinden biri ise Peygamber Efendimiz (sav)'in hadislerinde, ahir zamanda İstanbul'a ve Türkiye'ye özellikle dikkat çekiliyor olmasıdır. Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde haber verildiği üzere, Hz. Mehdi (as) İstanbul'da faaliyet gösterecek, dağınık olan Türk devletlerini birleştirerek Türk İslam Birliği'ni tesis edecek ve yanında kutsal emanetlerle birlikte ortaya çıkacaktır.

7 Ocak 2010 Perşembe

HZ.MEHDİ DÖNEMİNDE İSLAM BİRLİĞİ - VİDEO

İslam, dünyanın en hızlı büyüyen dini.
Avrupa’da İslam dininin büyüme hızı %142'lere ulaşmış durumda.
Müslüman nüfusun sayısının yakın gelecekte daha da artacağı ve İslam'ın dünyanın en büyük dini haline geleceği tahmin ediliyor.
Jeopolitik konumları nedeniyle İslam ülkeleri büyük bir güç olarak görülüyor.
Ne var ki bugün kimi İslam ülkeleri arasında derin anlaşmazlıklar ve ihtilaflar bulunmakta.
Hatta yakın geçmişte İran-Irak Savaşı, Irak'ın Kuveyt'i işgali, Pakistan-Bangladeş Savaşı gibi Müslüman ülkeler arasında geçen savaşlar yaşandı.
Bazı Müslüman ülkelerde ise halen etnik ve siyasi sorunlar nedeniyle iç savaş ve çatışmalar sürüyor.
Sonuçta İslam dünyasında belirgin bir dağınıklık, başıboşluk, ihtilaf ve merkezi otorite eksikliği yaşanmaktadır.
Oysa İslam'ın özünde bir dağınıklık ve başıboşluk değil, birlik vardır.
Kuran'da, "Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın…” (Al-i İmran Suresi, 103) ayetiyle Allah, tüm Müslümanlara tam bir birlik ruhu içinde hareket etmelerini emretmektedir.
Dünya, bugün her yönden bu birliğe muhtaçtır: İslam birliğine...
Belgeseli izlediğinizde İslam ahlakının dünyaya yayılacağı, insanların barışa ve güvenliğe kavuşacağı günlerin Allah'ın izni ile çok yakın olduğunu anlayacaksınız.

MÜSLÜMANLARIN ÜÇ KUTLU MESCİDİ - VİDEO

Yeryüzünde yaşayan bütün Müslümanlar, Allah'ın varlığına ve birliğine, meleklerine, Kitaplarına peygamberlerine ve ahiret gününe iman etmiş, aynı ortak değerlere gönül vermiş insanlardır.
Müminleri birbirlerine yakınlaştıracak ve kaynaştıracak olan bu ortak değerlerin en önemlilerinden biri de Allah'ın adının yüceltildiği mübarek mekanlar, mescidlerdir.
İslam tarihinde çok önemli yeri olan üç büyük mescid vardır:
Mekke'de Kutsal Kabe'nin etrafında yer alan Mescid-i Haram, Kudüs'teki Mescid-i Aksa ve Medine'deki Mescid-i Nebevi...
Bu üç büyük mescid İslam tarihinde çok önemli olaylara ev sahipliği yapmıştır.
Bu mescidleri ve etraflarındaki mübarek beldeleri ziyaret ederken Müslümanların şevk ve heyecanları artar, hamiyet duyguları kabarır, kardeşlik bağları güçlenir, bu mekanların ziyareti Yüce Allah'a yakınlaşmaya vesile olur.
Bu belgeselde bu üç kutlu mekanın tarihini ve özelliklerini izleyeceksiniz.

ÜÇ KUTLU ŞAHIS VE AHİRZAMAN - VİDEO

Allah Hz. Süleyman’ı Kendi Katından çok büyük nimetlerle ve üstün ilimlerle desteklemiştir. Ona hiç kimsenin ulaşamayacağı bir mülk, görkemli bir saltanat, eşi ve benzeri görülmemiş bir hakimiyet vermiştir.
Hz. Zülkarneyn de yine kendi döneminde dünya üzerinde hakimiyet kurmuş, üstün bir ilimle toplumları yönetmiş iktidar sahibi bir şahıstır.
Hadislerde, Hz. Süleyman ve Hz. Zülkarneyn dönemlerinde yaşanan dünya hakimiyetinin ahir zamanda bir benzerinin yaşanacağı haber verilmektedir. Bu, Hz. Mehdi dönemidir.
Hadislerde bu olay şöyle bildirilmektedir:
Hz. Mehdi tıpkı Zülkarneyn ve Süleyman gibi dünyaya hükmedecektir. (El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Hz. Mehdiy-il Muntazar, s. 29)
Bu filmin amacı, tüm insanları ahir zamanın bu önemli müjdesi üzerinde düşünmeye ve bunun heyecanını paylaşmaya teşvik etmektir.

11 Şubat 2009 Çarşamba

MÜMİNLERİN SEVGİ VE DAYANIŞMALARINDAN GELEN MANEVİ KUVVETLERİ


Allah'a ve ahirete inanmayan insanların birlikteliklerinin temelinde genellikle hep dünyevi değerlere verilen önem ve yine dünyevi menfaatlere yönelik beklentiler yatar. Bu kimseler biraraya gelmekle bir anlamda karşılıklı bir menfaat anlaşması yapmış olurlar; taraflar karşılıklı olarak birbirlerine destek olur ve böylece müşterek menfaatler elde etmeye çalışırlar. Bu ittifaka dahil olan kimseler birlikteliklerinin karşılıklı bir güven ya da dostluğa dayanmadığını ve her ne kadar dile getirilmese de bu ittifakın birtakım şartlara dayalı olduğunu bilirler. Taraflardan birinin menfaat sağlayıcı vasfı ortadan kalktığında, ittifak da ortadan kalkar. Bu şartlar oluştuğunda diğer kişilerin zor durumda kalması ya da desteğe ihtiyaç duyması diğer tarafın ilgisini çekmez. Çünkü kurulan bu ittifak sadece bir güç birliğinden ve menfaat beklentisinden kaynaklanmıştır. Dolayısıyla da beklentiler yok olduğunda birliğin bozulması da son derece doğaldır. Allah'ın "... Kendi aralarındaki çarpışmaları ise pek şiddetlidir. Sen onları birlik sanırsın, oysa kalpleri paramparçadır. Bu, şüphesiz onların akletmeyen bir kavim olmaları dolayısıyla böyledir." (Haşr Suresi, 14) ayetiyle insanlara haber verdiği gibi, iman etmeyenler her ne kadar birlik ya da dayanışma içerisinde gibi görünseler de temelde birlik olamazlar.

Dünya üzerinde insanlar arasında gerçek bir dostluk ve ittifak sağlayabilecek yegane güç ancak 'iman'dır. Hesap gününden korkan müminler dostluklarıyla, dünyada başlayıp ahirette de sonsuza kadar devam edecek sağlam bir ittifakın temellerini atmış olurlar. Birbirlerini, araya hiçbir çıkar ya da menfaat beklentisi katmadan, halis niyetle ve sadece Allah rızası için sever, Allah rızası için dost olurlar. Temeli Allah sevgisine ve Allah korkusuna dayalı olan bu bağın bozulması Allah'ın dilemesi dışında hiçbir şekilde mümkün olmaz.İman edenler, Allah rızası için birbirlerini sevmelerinin verdiği güç ile büyük bir manevi kuvvet oluştururlar. Bir ayette "... (O zaman) Muhakkak Allah'a kavuşacaklarını umanlar (şöyle) dediler: "Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir." (Bakara Suresi, 249) sözleriyle bildirildiği gibi, kalplerindeki iman ile az sayıda bile olsalar, manen, büyük zorluklara ve güçlüklere karşı galip gelecek bir şevk ve irade kazanmış olurlar. Gösterdikleri güzel ahlaktan dolayı Allah'ın yardımını ve desteğini kazanmış olurlar. Allah'ın "... eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz." (Al-i İmran Suresi, 139) ayetiyle bildirdiği gibi, kimsenin birbirine düşüremediği, gücünü kıramadığı manevi bir kuvvet oluştururlar.

Kendi aralarında ise samimiyetle Allah'ın rızasını aradıkları için, hiçbir zaman bir kargaşa, anlaşmazlık ya da ihtilafla karşı karşıya gelmezler. Çünkü Allah'ın sözü birdir; Kuran ayetleri açıktır. Tüm inananlar Kuran'a kayıtsız şartsız uyduğu ve her zaman Allah'ın rızasının en çoğunu kazanmaya yönelik hareket ettiği için, büyük bir uyum ve düzen meydana gelir. Tüm işleri akıcı bir düzen içinde kolaylıkla hallolur. Kendi menfaatleriyle çatıştıklarında her biri, Kuran ahlakının ve müminlerin menfaatlerinden yana tavır koydukları için güçlü bir dayanışma oluşur.

Müminler, birbirleriyle sonsuz ahiret arkadaşı olmaya niyet etmiş olmalarından dolayı derin bir sevgi, saygı ve sadakatle birbirlerine bağlanırlar. Bundan dolayı da asla rekabete, çekişmeye ya da ihtilafa imkan tanımazlar. Her ne zorluk ya da sıkıntıyla karşılaşırlarsa karşılaşsınlar, Allah korkularından ve samimi imanlarından dolayı yılgınlığa, gevşekliğe ya da iradesizliğe kapılmazlar. Birinde bir kusur olacak olsa, bir diğeri güzel ahlakla ona destek olup iyiliğe teşvik eder. Sürekli birbirlerine iyiliği emredip, kötülükten sakındırdıkları için giderek imanları daha da güçlenir, kuvvetleri artar. Amaçları, çabaları ve duaları hep aynı olan müminlerin, imanları ve sevgilerinden oluşan bu manevi güçlerini Bediüzzaman Said Nursi bir sözünde şöyle bir örnekle dile getirmiştir:

‘Çünkü nasıl insanın bir eli diğer eline rekabet etmez, bir gözü bir gözünü tenkid etmez (eleştirmez), dili kulağına itiraz etmez, kalb ruhun ayıbını görmez. Belki birbirinin noksanını tamamlar, kusurunu örter, ihtiyacına yardım eder, vazifesine yardım eder; yoksa o vücud-u insanın (insan bedeninin) hayatı söner, ruhu kaçar, cismi de dağılır. Hem nasıl ki bir fabrikanın çarkları birbiriyle rekabetkârane uğraşmaz, birbirinin önüne geçmeye çalışmaz, birbirinin kusurunu görerek eleştirmek suretiyle şevkini kırıp yılgınlığa uğratmaz. Belki bütün meziyetleriyle, birbirinin hareketini genel amaca yönlendirmek için yardım ederler, hakiki bir dayanışma ve bir birlik ile yaratılış gayelerine doğru yürürler. Eğer zerre mikdar bir saldırı, bir zorbalık karışsa; o fabrikayı karıştıracak, neticesiz meyvesiz bırakacak. Fabrika sahibi de o fabrikayı bütün bütün kırıp dağıtacak...'( Risale-i Nur Külliyatı, 21. Lema, s. 668-669)

Bediüzzaman'ın verdiği bu örnek müminlerin arasındaki sevgiden kaynaklanan birlik ve beraberliğin anlaşılabilmesi açısından oldukça önemlidir. İmanlarından kaynaklanan samimi sevgilerinden ve ihlaslarından dolayı, aynı bir fabrikanın çarklarının biraraya gelerek büyük bir güç oluşturması gibi, onlar da birbirlerine olan sevgi ve bağlılıklarıyla sarsılmaz bir manevi kuvvet kazanmış olurlar.

Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O'nun elçisi, rüku' ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren müminlerdir. (Maide Suresi, 55)

Şüphesiz Allah, Kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak mücadele edenleri sever. (Saf Suresi, 4)


Peygamber Efendimiz (sav)'in Sevgiyi Tavsiye Eden Sözleri

Mikdam İbnu Mâdikerib (radıyallâhu anh) şöyle anlatıyor:

"Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Biriniz kardeşinin ahlakını (Allah için) seviyorsa bunu kendisine söylesin."( Kütüb-i Sitte, 10. cilt, s. 135; Ebû Dâvud, Edeb 122, (5124); Tirmizi Zühd 54, (2393) )

"Hediyeleşin, birbirinizi sevin, "Birbirinize yiyecek hediye edin. Bu, rızkınızda genişlik hasıl eder (meydana getirir)." ( Kütüb-i Sitte, cilt 16, s.239)

"Allah Katında en sevimliniz dostluk kuran ve kendisiyle dostluk kurulanlarınızdır. Allah nezdinde en sevimsiziniz de arkadaşların arasını açanlardır." ( İhya'u Ulum'id-Din Huccetü'l-İslam, İmam Gazali, cilt. 2, s.365)

"İki kardeş (iki arkadaş) iki el gibidir, biri ötekini yıkar." ( İhya'u Ulum'id-Din Huccetü'l-İslam, İmam Gazali, cilt. 2, s.394)

"Birbirinize sırt çevirmeyiniz. Birbirinize kin tutmayınız. Birbirinizi kıskanmayınız. Birbirinizle dostluğunuzu kesmeyiniz. Ey Allah'ın kulları kardeş olunuz." (Müslim İhya'u Ulum'id-Din Huccetü'l-İslam, İmam Gazali, cilt. 2, s.407)

"Size vermekte olduğu nimetlerinden ötürü Allah'ı sevin, beni de Allah beni sevdiği için seviniz." (Tirmizi İhya'u Ulum'id-Din Huccetü'l-İslam, İmam Gazali, cilt. 4, s.594)

"Allah için mütevazi olanı Allah yüceltir. Böbürleneni Allah alçaltır. Allah'ı çok ananı Allah sever." (İbn Mace İhya'u Ulum'id-Din Huccetü'l-İslam, İmam Gazali, cilt. 4, s.655)

28 Ağustos 2008 Perşembe

Sunday Express Gazetesi Muhabirinin Kuran’a Olan Hayranlığı

Sunday Express gazetesinin muhabiri Yvonne Ridley mesleği icabı bulunduğu Afganistan’da yaşadıklarından sonra Kuran’ı ve İslam dinini derinlemesine öğrendi ve Müslüman oldu. O zamana dek Kuran’ın öngördüğü bakış açısından ve ahlaktan tamamen farklı bir yaşantısı olan Ridley, Kuran’ın etkileyiciliği karşısında İslamiyet’e sıcaklık duydu ve geri kalan hayatını belki de kökünden değiştirecek bir karar alarak Müslüman olmaya karar verdi. Yvonne Ridley’in Kuran’a duyduğu hayranlığı anlattığı sözleri ve Kuran ahlakına tam uyulduğunda Müslümanların elde edeceği maddi ve manevi gücü tarifi insanların Kuran’ın vesilesiyle nasıl hidayet bulduklarına çok güzel bir örnek teşkil etmektedir. Ridley’in “Kuran sizi nasıl etkiledi?” sorusuna verdiği cevap şu şekildedir:





“Nefes kesiciydi. Kuran sanki bir hayat kılavuzu. Okuduğum herşeyden cok etkilendim. Özellikle kadın haklarından… Biz birlik olursak çok güçlü oluruz. Günde 5 defa biz böyleyiz. Günde 24 saat, haftada 7 gün böyle olsak (namazda saf tuttuğumuz gibi hayatta da birlik olsak) hiçkimse bizim topraklarımızı işgal edemezdi. Kardeşlerimize işkence yapamaz, çocuklarımızı katledemezlerdi. Bize hiçkimsenin gücü yetmezdi ve bize saygı duyarlardı. Guantanamo’ya insanlarımızı kilitleyemezlerdi.”



www.GuncelYorumlar.com