25 Ocak 2010 Pazartesi

İNSANLARI HAYRA ÇAĞIRIRKEN SABIRLI OLMAK LAZIM - VİDEO

Adnan Oktar’ın 7 Ocak 2010 tarihli Çay TV ve Kahramanmaraş Aksu TV röportajından bir bölüm.

TÜRK İSLAM BİRLİĞİ IRK ÜSTÜNLÜĞÜNE DAYALI BİR BİRLİK DEĞİLDİR

Türk İslam Birliği'nin kurulması sadece İslam aleminin değil, her dinden, her milleten ve her düşünceden insanın kurtuluşu olacak, bu birlik tüm dünyaya sevgi, kardeşlik, dostluk, bolluk ve bereket getirecektir. Türkiye'nin önderliğinde kurulacak olan Türk İslam Birliği, yeryüzünün bambaşka bir güzelliğe bürünmesine, bolluk ve bereketin müthiş artmasına, sanatın, estetiğin ve bilimin çok gelişmesine, çok güçlü ve köklü bir medeniyetin inşa edilmesine vesile olacaktır. Allah'ın izniyle Türk İslam Birliği muhakkak kurulacaktır. Bu, Allah'ın takdir ettiği bir kaderdir.

Türk İslam Birliği'nin doğal lideri ise Türkiye olacaktır. Türkiye'nin liderliği tüm Türk ve Müslüman ülkeleri tarafından da gönülden kabul edilmekte ve istenmektedir. Bunun temelinde hem Türkiye'nin tarihi tecrübesi, hem de Türk Milleti'nin sayısız olayla ispatlanmış olan güzel ahlakıdır. Nitekim, Türk Milleti'nin lider olması isteği asla bir ırk üstünlüğü düşüncesine dayanmamaktadır. Yani, bunun özünde "biz lider olalım, diğerleri bize tabi olsun" veya "biz üstünüz, diğer ırklar bize tabi olmalıdır" gibi akıl ve mantık dışı, üstelik Kuran ahlakına da hiç uygun olmayan bir düşünce yoktur. Söz konusu olan ahlaki bir üstünlüktür. Yapılacak olan liderlik de aslında korumaya, kollamaya, hizmet etmek için çileye ve sorumluluğa talip olma işidir, bir tür ağabeylik vasfıdır.

Türk Milleti'nin bu tarihi sorumluluğu yerine getirecek olmasının en önemli delillerinden biri ise Peygamber Efendimiz (sav)'in hadislerinde, ahir zamanda İstanbul'a ve Türkiye'ye özellikle dikkat çekiliyor olmasıdır. Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde haber verildiği üzere, Hz. Mehdi (as) İstanbul'da faaliyet gösterecek, dağınık olan Türk devletlerini birleştirerek Türk İslam Birliği'ni tesis edecek ve yanında kutsal emanetlerle birlikte ortaya çıkacaktır.

7 Ocak 2010 Perşembe

HZ.MEHDİ DÖNEMİNDE İSLAM BİRLİĞİ - VİDEO

İslam, dünyanın en hızlı büyüyen dini.
Avrupa’da İslam dininin büyüme hızı %142'lere ulaşmış durumda.
Müslüman nüfusun sayısının yakın gelecekte daha da artacağı ve İslam'ın dünyanın en büyük dini haline geleceği tahmin ediliyor.
Jeopolitik konumları nedeniyle İslam ülkeleri büyük bir güç olarak görülüyor.
Ne var ki bugün kimi İslam ülkeleri arasında derin anlaşmazlıklar ve ihtilaflar bulunmakta.
Hatta yakın geçmişte İran-Irak Savaşı, Irak'ın Kuveyt'i işgali, Pakistan-Bangladeş Savaşı gibi Müslüman ülkeler arasında geçen savaşlar yaşandı.
Bazı Müslüman ülkelerde ise halen etnik ve siyasi sorunlar nedeniyle iç savaş ve çatışmalar sürüyor.
Sonuçta İslam dünyasında belirgin bir dağınıklık, başıboşluk, ihtilaf ve merkezi otorite eksikliği yaşanmaktadır.
Oysa İslam'ın özünde bir dağınıklık ve başıboşluk değil, birlik vardır.
Kuran'da, "Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın…” (Al-i İmran Suresi, 103) ayetiyle Allah, tüm Müslümanlara tam bir birlik ruhu içinde hareket etmelerini emretmektedir.
Dünya, bugün her yönden bu birliğe muhtaçtır: İslam birliğine...
Belgeseli izlediğinizde İslam ahlakının dünyaya yayılacağı, insanların barışa ve güvenliğe kavuşacağı günlerin Allah'ın izni ile çok yakın olduğunu anlayacaksınız.

MÜSLÜMANLARIN ÜÇ KUTLU MESCİDİ - VİDEO

Yeryüzünde yaşayan bütün Müslümanlar, Allah'ın varlığına ve birliğine, meleklerine, Kitaplarına peygamberlerine ve ahiret gününe iman etmiş, aynı ortak değerlere gönül vermiş insanlardır.
Müminleri birbirlerine yakınlaştıracak ve kaynaştıracak olan bu ortak değerlerin en önemlilerinden biri de Allah'ın adının yüceltildiği mübarek mekanlar, mescidlerdir.
İslam tarihinde çok önemli yeri olan üç büyük mescid vardır:
Mekke'de Kutsal Kabe'nin etrafında yer alan Mescid-i Haram, Kudüs'teki Mescid-i Aksa ve Medine'deki Mescid-i Nebevi...
Bu üç büyük mescid İslam tarihinde çok önemli olaylara ev sahipliği yapmıştır.
Bu mescidleri ve etraflarındaki mübarek beldeleri ziyaret ederken Müslümanların şevk ve heyecanları artar, hamiyet duyguları kabarır, kardeşlik bağları güçlenir, bu mekanların ziyareti Yüce Allah'a yakınlaşmaya vesile olur.
Bu belgeselde bu üç kutlu mekanın tarihini ve özelliklerini izleyeceksiniz.

ÜÇ KUTLU ŞAHIS VE AHİRZAMAN - VİDEO

Allah Hz. Süleyman’ı Kendi Katından çok büyük nimetlerle ve üstün ilimlerle desteklemiştir. Ona hiç kimsenin ulaşamayacağı bir mülk, görkemli bir saltanat, eşi ve benzeri görülmemiş bir hakimiyet vermiştir.
Hz. Zülkarneyn de yine kendi döneminde dünya üzerinde hakimiyet kurmuş, üstün bir ilimle toplumları yönetmiş iktidar sahibi bir şahıstır.
Hadislerde, Hz. Süleyman ve Hz. Zülkarneyn dönemlerinde yaşanan dünya hakimiyetinin ahir zamanda bir benzerinin yaşanacağı haber verilmektedir. Bu, Hz. Mehdi dönemidir.
Hadislerde bu olay şöyle bildirilmektedir:
Hz. Mehdi tıpkı Zülkarneyn ve Süleyman gibi dünyaya hükmedecektir. (El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Hz. Mehdiy-il Muntazar, s. 29)
Bu filmin amacı, tüm insanları ahir zamanın bu önemli müjdesi üzerinde düşünmeye ve bunun heyecanını paylaşmaya teşvik etmektir.

11 Şubat 2009 Çarşamba

MÜMİNLERİN SEVGİ VE DAYANIŞMALARINDAN GELEN MANEVİ KUVVETLERİ


Allah'a ve ahirete inanmayan insanların birlikteliklerinin temelinde genellikle hep dünyevi değerlere verilen önem ve yine dünyevi menfaatlere yönelik beklentiler yatar. Bu kimseler biraraya gelmekle bir anlamda karşılıklı bir menfaat anlaşması yapmış olurlar; taraflar karşılıklı olarak birbirlerine destek olur ve böylece müşterek menfaatler elde etmeye çalışırlar. Bu ittifaka dahil olan kimseler birlikteliklerinin karşılıklı bir güven ya da dostluğa dayanmadığını ve her ne kadar dile getirilmese de bu ittifakın birtakım şartlara dayalı olduğunu bilirler. Taraflardan birinin menfaat sağlayıcı vasfı ortadan kalktığında, ittifak da ortadan kalkar. Bu şartlar oluştuğunda diğer kişilerin zor durumda kalması ya da desteğe ihtiyaç duyması diğer tarafın ilgisini çekmez. Çünkü kurulan bu ittifak sadece bir güç birliğinden ve menfaat beklentisinden kaynaklanmıştır. Dolayısıyla da beklentiler yok olduğunda birliğin bozulması da son derece doğaldır. Allah'ın "... Kendi aralarındaki çarpışmaları ise pek şiddetlidir. Sen onları birlik sanırsın, oysa kalpleri paramparçadır. Bu, şüphesiz onların akletmeyen bir kavim olmaları dolayısıyla böyledir." (Haşr Suresi, 14) ayetiyle insanlara haber verdiği gibi, iman etmeyenler her ne kadar birlik ya da dayanışma içerisinde gibi görünseler de temelde birlik olamazlar.

Dünya üzerinde insanlar arasında gerçek bir dostluk ve ittifak sağlayabilecek yegane güç ancak 'iman'dır. Hesap gününden korkan müminler dostluklarıyla, dünyada başlayıp ahirette de sonsuza kadar devam edecek sağlam bir ittifakın temellerini atmış olurlar. Birbirlerini, araya hiçbir çıkar ya da menfaat beklentisi katmadan, halis niyetle ve sadece Allah rızası için sever, Allah rızası için dost olurlar. Temeli Allah sevgisine ve Allah korkusuna dayalı olan bu bağın bozulması Allah'ın dilemesi dışında hiçbir şekilde mümkün olmaz.İman edenler, Allah rızası için birbirlerini sevmelerinin verdiği güç ile büyük bir manevi kuvvet oluştururlar. Bir ayette "... (O zaman) Muhakkak Allah'a kavuşacaklarını umanlar (şöyle) dediler: "Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir." (Bakara Suresi, 249) sözleriyle bildirildiği gibi, kalplerindeki iman ile az sayıda bile olsalar, manen, büyük zorluklara ve güçlüklere karşı galip gelecek bir şevk ve irade kazanmış olurlar. Gösterdikleri güzel ahlaktan dolayı Allah'ın yardımını ve desteğini kazanmış olurlar. Allah'ın "... eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz." (Al-i İmran Suresi, 139) ayetiyle bildirdiği gibi, kimsenin birbirine düşüremediği, gücünü kıramadığı manevi bir kuvvet oluştururlar.

Kendi aralarında ise samimiyetle Allah'ın rızasını aradıkları için, hiçbir zaman bir kargaşa, anlaşmazlık ya da ihtilafla karşı karşıya gelmezler. Çünkü Allah'ın sözü birdir; Kuran ayetleri açıktır. Tüm inananlar Kuran'a kayıtsız şartsız uyduğu ve her zaman Allah'ın rızasının en çoğunu kazanmaya yönelik hareket ettiği için, büyük bir uyum ve düzen meydana gelir. Tüm işleri akıcı bir düzen içinde kolaylıkla hallolur. Kendi menfaatleriyle çatıştıklarında her biri, Kuran ahlakının ve müminlerin menfaatlerinden yana tavır koydukları için güçlü bir dayanışma oluşur.

Müminler, birbirleriyle sonsuz ahiret arkadaşı olmaya niyet etmiş olmalarından dolayı derin bir sevgi, saygı ve sadakatle birbirlerine bağlanırlar. Bundan dolayı da asla rekabete, çekişmeye ya da ihtilafa imkan tanımazlar. Her ne zorluk ya da sıkıntıyla karşılaşırlarsa karşılaşsınlar, Allah korkularından ve samimi imanlarından dolayı yılgınlığa, gevşekliğe ya da iradesizliğe kapılmazlar. Birinde bir kusur olacak olsa, bir diğeri güzel ahlakla ona destek olup iyiliğe teşvik eder. Sürekli birbirlerine iyiliği emredip, kötülükten sakındırdıkları için giderek imanları daha da güçlenir, kuvvetleri artar. Amaçları, çabaları ve duaları hep aynı olan müminlerin, imanları ve sevgilerinden oluşan bu manevi güçlerini Bediüzzaman Said Nursi bir sözünde şöyle bir örnekle dile getirmiştir:

‘Çünkü nasıl insanın bir eli diğer eline rekabet etmez, bir gözü bir gözünü tenkid etmez (eleştirmez), dili kulağına itiraz etmez, kalb ruhun ayıbını görmez. Belki birbirinin noksanını tamamlar, kusurunu örter, ihtiyacına yardım eder, vazifesine yardım eder; yoksa o vücud-u insanın (insan bedeninin) hayatı söner, ruhu kaçar, cismi de dağılır. Hem nasıl ki bir fabrikanın çarkları birbiriyle rekabetkârane uğraşmaz, birbirinin önüne geçmeye çalışmaz, birbirinin kusurunu görerek eleştirmek suretiyle şevkini kırıp yılgınlığa uğratmaz. Belki bütün meziyetleriyle, birbirinin hareketini genel amaca yönlendirmek için yardım ederler, hakiki bir dayanışma ve bir birlik ile yaratılış gayelerine doğru yürürler. Eğer zerre mikdar bir saldırı, bir zorbalık karışsa; o fabrikayı karıştıracak, neticesiz meyvesiz bırakacak. Fabrika sahibi de o fabrikayı bütün bütün kırıp dağıtacak...'( Risale-i Nur Külliyatı, 21. Lema, s. 668-669)

Bediüzzaman'ın verdiği bu örnek müminlerin arasındaki sevgiden kaynaklanan birlik ve beraberliğin anlaşılabilmesi açısından oldukça önemlidir. İmanlarından kaynaklanan samimi sevgilerinden ve ihlaslarından dolayı, aynı bir fabrikanın çarklarının biraraya gelerek büyük bir güç oluşturması gibi, onlar da birbirlerine olan sevgi ve bağlılıklarıyla sarsılmaz bir manevi kuvvet kazanmış olurlar.

Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O'nun elçisi, rüku' ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren müminlerdir. (Maide Suresi, 55)

Şüphesiz Allah, Kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak mücadele edenleri sever. (Saf Suresi, 4)


Peygamber Efendimiz (sav)'in Sevgiyi Tavsiye Eden Sözleri

Mikdam İbnu Mâdikerib (radıyallâhu anh) şöyle anlatıyor:

"Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Biriniz kardeşinin ahlakını (Allah için) seviyorsa bunu kendisine söylesin."( Kütüb-i Sitte, 10. cilt, s. 135; Ebû Dâvud, Edeb 122, (5124); Tirmizi Zühd 54, (2393) )

"Hediyeleşin, birbirinizi sevin, "Birbirinize yiyecek hediye edin. Bu, rızkınızda genişlik hasıl eder (meydana getirir)." ( Kütüb-i Sitte, cilt 16, s.239)

"Allah Katında en sevimliniz dostluk kuran ve kendisiyle dostluk kurulanlarınızdır. Allah nezdinde en sevimsiziniz de arkadaşların arasını açanlardır." ( İhya'u Ulum'id-Din Huccetü'l-İslam, İmam Gazali, cilt. 2, s.365)

"İki kardeş (iki arkadaş) iki el gibidir, biri ötekini yıkar." ( İhya'u Ulum'id-Din Huccetü'l-İslam, İmam Gazali, cilt. 2, s.394)

"Birbirinize sırt çevirmeyiniz. Birbirinize kin tutmayınız. Birbirinizi kıskanmayınız. Birbirinizle dostluğunuzu kesmeyiniz. Ey Allah'ın kulları kardeş olunuz." (Müslim İhya'u Ulum'id-Din Huccetü'l-İslam, İmam Gazali, cilt. 2, s.407)

"Size vermekte olduğu nimetlerinden ötürü Allah'ı sevin, beni de Allah beni sevdiği için seviniz." (Tirmizi İhya'u Ulum'id-Din Huccetü'l-İslam, İmam Gazali, cilt. 4, s.594)

"Allah için mütevazi olanı Allah yüceltir. Böbürleneni Allah alçaltır. Allah'ı çok ananı Allah sever." (İbn Mace İhya'u Ulum'id-Din Huccetü'l-İslam, İmam Gazali, cilt. 4, s.655)

28 Ağustos 2008 Perşembe

Sunday Express Gazetesi Muhabirinin Kuran’a Olan Hayranlığı

Sunday Express gazetesinin muhabiri Yvonne Ridley mesleği icabı bulunduğu Afganistan’da yaşadıklarından sonra Kuran’ı ve İslam dinini derinlemesine öğrendi ve Müslüman oldu. O zamana dek Kuran’ın öngördüğü bakış açısından ve ahlaktan tamamen farklı bir yaşantısı olan Ridley, Kuran’ın etkileyiciliği karşısında İslamiyet’e sıcaklık duydu ve geri kalan hayatını belki de kökünden değiştirecek bir karar alarak Müslüman olmaya karar verdi. Yvonne Ridley’in Kuran’a duyduğu hayranlığı anlattığı sözleri ve Kuran ahlakına tam uyulduğunda Müslümanların elde edeceği maddi ve manevi gücü tarifi insanların Kuran’ın vesilesiyle nasıl hidayet bulduklarına çok güzel bir örnek teşkil etmektedir. Ridley’in “Kuran sizi nasıl etkiledi?” sorusuna verdiği cevap şu şekildedir:





“Nefes kesiciydi. Kuran sanki bir hayat kılavuzu. Okuduğum herşeyden cok etkilendim. Özellikle kadın haklarından… Biz birlik olursak çok güçlü oluruz. Günde 5 defa biz böyleyiz. Günde 24 saat, haftada 7 gün böyle olsak (namazda saf tuttuğumuz gibi hayatta da birlik olsak) hiçkimse bizim topraklarımızı işgal edemezdi. Kardeşlerimize işkence yapamaz, çocuklarımızı katledemezlerdi. Bize hiçkimsenin gücü yetmezdi ve bize saygı duyarlardı. Guantanamo’ya insanlarımızı kilitleyemezlerdi.”



www.GuncelYorumlar.com

24 Ağustos 2008 Pazar

SAYIN ADNAN OKTAR'IN BİRLİK MESAJLARI HAYATA GEÇİYOR

Sayın Adnan Oktar'ın özellikle son dönemlerde Türk-İslam Birliği'nin üzerinde ısrarla durmasıyla, başta Ortadoğu olmak üzere tüm İslam coğrafyasında çok hayırlı bir hareket, tarihi bir atılım başladı. İran, Suriye, Irak, Filistin, Azerbaycan ve diğer tüm İslam ülkelerinden "Hemen birlik olalım, bizler kardeşiz, birlik Müslümanlar için hayatidir" sesleri, şimdiye dek olmadığı kadar yüksek çıkmaya başladı. Üstelik bunlar sadece yazarların veya araştırmacıların yorumlarıyla da sınırlı değil. Türk-İslam ülkelerinin üst düzey devlet yöneticileri ve kanaat önderleri de İslam Birliği'nin önemine her zamankinden çok değinmeye, hatta bu yolda çok önemli adımlar atmaya başladılar. Ortak ekonomik girişimler oluşturuldu, ortak yatırımların sayısı arttı, birlik meclisleri tesis edildi. Siyasetçilerin ve düşünürlerin ortak kanaati, Türk-İslam Birliği'nin kurulmasının artık an meselesi olduğu yönünde.

İran Cumhurbaşkanı Sayın Mahmud Ahmedinejad'ın son İstanbul ziyareti de bu yönüyle çok dikkat çekici oldu. Sayın Ahmedinejad'ın ziyareti boyunca sevginin ve kardeşliğin üzerinde durması, Türkiye'ye duydukları muhabbeti vurgulaması, Müslümanların birlik olması gerektiğine dikkat çekmesi ve Müslümanların arasında ayrılık olmadığını vurgulayan tavırlarda bulunması son derece önemli gelişmelerdir.

Ayrıca Mahmud Ahmedinejad'ın namazda Sünni imama uyması, Şiiliğin bu konuda yanlış bir bakış açısı içerisinde olmadığını da göstermektedir. Mahmud Ahmedinejad'ın bu uygulaması, Sünni'lerle Şii'lerin aralarında İslam kardeşliğinin, İslam bağının olduğunu; bir Şii'nin arkasında bir Sünni'nin, bir Sünni'nin arkasında bir Şii'nin namaz kılabileceği açıkça ortaya koymaktadır. Dolayısıyla Mahmud Ahmedinejad'ın, Sayın Adnan Oktar'ın öncülüğünü yaptığı gibi, Türkiye'nin önderliğinde bir İslam Birliği'ne ve İslam kardeşliğine son derece sıcak baktığı anlaşılmaktadır.


SAYIN MAHMUD AHMEDİNEJAD'IN İSTANBUL ZİYARETİ SIRASINDAKİ AÇIKLAMALARI

İran, Türkiye, Suriye ve Irak'ın iktisattan kültüre, siyasetten güvenliğe kadar her alanda işbirliğine gitmeleri tabiidir. Zira bu ülkeler aynı kültür havzasına aittir.
Türkiye'nin ilerlemesini kendi ilerlememiz gibi görüyoruz. BİZ KARDEŞİZ. AYNI DİNE MENSUBUZ. Halkı ve hükümetiyle Türkiye'yi çok seviyoruz. Çok seviyoruz.

Türkiye ve İran İMKANLARINI BİRLEŞTİREREK birbirini tamamlayabilir. İki ülke arasındaki İŞBİRLİĞİ BÜYÜK BİR GÜÇ OLUŞTURABİLİR. BU GÜÇ BÖLGE VE DÜNYA BARIŞININ TESİSİNDE KULLANILABİLİR. İzzet yolunda beraber yürümeye azmedersek bunu gerçekleştirebiliriz. Ne mutlu bize ki bu irade bugün iki ülkede de mevcuttur.

Biz Türkiye'yi içten seviyoruz. Türkiye ile daima beraber olacağız.


SAYIN ADNAN OKTAR'IN TÜRK-İSLAM BİRLİĞİ'YLE İLGİLİ AÇIKLAMALARI

... Yani aynı dindeniz, aynı dili konuşuyoruz, aynı ırktan geliyoruz. HER ŞEYİMİZ AYNI. KÜLTÜRÜMÜZ, ANANEMİZ, ÖRFÜMÜZ, YANİ AYRI OLMASI İÇİN HİÇBIR SEBEP YOK... Avrupa Birliği'nde oluyor da bu Türk İslam Birliği'nde niye olamıyormuş? Avrupa Birliği'nde isteyen istediği ülkeye gidiyor, istediği gibi yerleşiyor. Pasaport kullanmıyor, vize de kullanmıyor. PEKİ BİZ KARDEŞLER OLARAK NİÇİN BUNU YAPAMIYORUZ? Yani hiçbir sebep yok, tabii ki olur... Un var, yağ var, şeker var, sadece helva yapılacak. (Kuşadası TV, Temmuz 2008)

Bunlar hep onun, o yolun başlangıçları. YANİ BÜTÜN MESELE İMANLI BİR TOPLUMUN AZMETMESİ, KARAR VERMESİ VE BU KONUNUN PEŞİNİ ASLA BIRAKMAMASI. Türk-İslam Birliği asla vazgeçemeyeceğimiz bir konudur. Geceli gündüzlü, sabah kalktığımızdan akşam yatacağımız vakte kadar bu konunun peşinde olmamız gerekir. Kuran ahlakına tam uymak ve Türk-İslam Birliği için geceli gündüzlü gayret etmek. AZMEDİLMİŞ BİR DAVA MUTLAKA SONUÇLANIR İNŞAALLAH. (Çay TV, Temmuz 2008)

Ama bir Türk İslam Birliği oluşsa. Aklı başında bir Türk İslam Birliği Meclisi oluşturulsa bu sorunlar dertler kökünden ortadan kalkar. Ve İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti an vesilesi olur. Ve yıldırım gibi oluşur. Onun için birlik konusunun üstünde çok durulması lazım. Bütün Türk Devletleri ki hepsi müslümandır aşağı yukarı ve bütün müslüman devletleri tek bir çatı altında toplayıp. Böyle bir Türk İslam Natosu gibi, Türk İslam Ortak Pazarı gibi büyük bir yapılanma içerisine getirmek, hepsini milli devletler olarak ayrı ayrı tutmak, yani devletlerin değişmesine gerek yok. Sistem içerisinde akılcılığı, samimiyeti aşkı ve şevki esas tutmak. Resmi uslubu kaldırmak çok önemli. Yani resmiyet ruhu kırar. Resmiyetten kaçınmak lazım. Aşk bir, samimiyet iki. Son derece aşk içinde, samimiyet içerisinde bu işlerin hallolması lazım.... Son zamanlarda dikkat ederseniz. Türk- İslam Birliği düşüncesi çok yaygınlaştı. Bu düşünce içerisinde tabi biz HEPİMİZ HZ. ADEM'İN EVLATLARIYIZ. YANI BÜTÜN İSLAM ALEMİ TEK BİR YÜREKTİR. Bütün Türklük alemi tek bir yürektir. Hiç birinin birbirinden farkı yoktur. (Denge TV, Temmuz 2008)


SAYIN ADNAN OKTAR'IN İSLAM DÜNYASINDA AYRIMLARIN KALKMASIYLA İLGİLİ AÇIKLAMALARI

Sünni Şii ayrımı masonların bir oyunu, öyle bir şey yok. Ve bu oyuna düşecek adamın normal Müslüman olduğuna da ben inanmıyorum. Şiiler son derece halis, muhlis, tertemiz sağlam Müslümanlardır. Sünniler de öyle son derece sağlam, tertemiz Müslümanlardır. Hiç birbirlerinden de farkı yoktur. Hepsi ehl-i Kıble'dir, hepsi aynı Allah'a inanır. Aynı Peygamberi severler. Hepsine coşkun ve derin bir muhabbetim var. Ayrılık bir zorlama. Bu konuda benim nerede olduğum konusunda da ben zaten Hz. Ali'nin neslinden geliyorum seyyidim. Hz. Ali benim dedem tabi ki de çok canım gibi seviyorum. Ve çok mübarek ve muhteşem bir insan. O insanların yaptığı her şeye hikmet ve hayır gözüyle bakmak lazım. Hazreti Ayşe'nin tavırlarına da, Hazreti Ali'nin tavırlarına da hepsine saygıyla bakmak lazım. Onları onlara bırakmak lazım. Allah'a bırakmak lazım. Ahirette inşaAllah hepsi cennetteler Allah'ın izniyle. Bizim kardeşlik gözüyle bunları devam ettirmemiz gerekiyor. O tip şeylerde derin tetkike derin araştırmaya gerek yok hep son hal esastır. Allah'ın hikmetle, hayırla yarattığı şeylerde biz her şeyi anlayamayabiliriz. Her şeyi anlamaya çalışmamız gerekmez. Biz sadece Kuran'a ve sünnete tabii olmakla mükellefiz. (Al-Baghdadi TV)

Sayın Ahmedinejad'ın verdiği mesajların İslam Birliği yönünde önemli açıklamalar olduğu Türk basınında da yer aldı. Bunlardan biri Hakan Albayrak'ın 16 Ağustos 2008 tarihli, "Ahmedinejad'ın Ziyareti: Tarihte Yeni Bir Sayfa" başlıklı yazısı idi:

"Türkiye'yi ziyaret eden İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın dün İstanbul'da düzenlediği basın toplantısında verdiği bu beyanatlar, yepyeni bir İran-Türkiye Vizyonu'na işaret etmektedir. Bu vizyon, bir MUHABBET VİZYONUDUR. BU VİZYON BİR STRATEJİK ORTAKLIK VİZYONUDUR. Bu vizyon bir yoldaşlık vizyonudur. BU BİZYON BİR İTTİFAK VE HATTA BİR İTTİHAD (BİRLİK) VİZYONUDUR... Bundan sonra yol, birlik ve beraberlik yoludur. İkili ilişkilerde yaşanan ufak tefek sıkıntılar bu gerçeği asla gölgeleyemez. İran Cumhurbaşkanı, bir Osmanlı camiinde Sünni kardeşleriyle omuz omuza Cuma namazı kılarak tarihte yeni bir sayfa açıldığını müjdelemiştir. Onu sevinç gösterileri ve tekbir sesleriyle karşılayıp uğurlayan cemaat de tarihte yeni sayfanın açıldığını coşkuyla teyit etmiştir. Mübarek olsun." (Hakan Albayrak, Yeni Şafak, 16.8.2008)

İran'ın en yüksek tirajlı gazetesi Hemşehri'de çıkan bir makalede ise Türk-İslam Birliği'nin önemi ve her geçen gün bu birliğe biraz daha yaklaşıldığı şu şekilde anlatılmaktadır:

"Ortadoğu tarihinin en zorlu günlerini yaşıyor, fakat İran-Türkiye-Suriye ittifakı ile bütün krizlerin üstesinden gelebiliriz. Amerika, bu üç ülkenin beraber hareket ettiği hiçbir yerde başarılı olamaz. Irak'ta olamadı işte, Suriye üzerindeki planları da, İran ve Türkiye'nin Suriye'ye sahip çıkması sayesinde suya düştü... Ahmedinejad'ın Türkiye ziayreti, BÖLGENİN KURTULUŞU İÇİN ELZEM OLAN İTTİHADA DOĞRU ATILMIŞ TARİHİ BİR ADIM olacaktır."


Milliyet Gazetesi, 16 Ağustos 2008

6 Ağustos 2008 Çarşamba

ALLAH İÇİN YAŞAMAK


Deki: “Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah’ındır.” (Enam Suresi 162)

Müslümanlarla diğer insanlar arasındaki fark nedir? Müslümanlar Allah'ın varlığının ve büyüklüğünün farkına varan, O'ndan "korkup-sakınan" ve hayatlarını farkına vardıkları bu büyük gerçeğe göre düzenleyen insanlardır. Diğerleri ise, ya Allah'ı inkar edenler, ya da Allah'ın varlığını üstteki ayette tarif edilen kişininkine benzer bir tarzda tasdik etmesine rağmen Allah'tan "korkup-sakınmayanlar"dır.Bu özellikteki insanların yaşamları, kendilerini yaratmış olan Allah'ın farkında olmadan kurulmuş yaşamlardır. Bunlar hayatlarının, kim tarafından, nasıl ve neden başlatıldığını göz ardı ederler. Kendi zihinlerinde, Allah'a ve O'nun dinine yer olmayan yeni bir hayat kurmaya çalışırlar. Kuran'da ise, böyle bir yaşamın boş ve çürük bir temele dayandığını, yıkımla bitmeye mahkum olduğunı Rabbimiz şu hikmetli benzetmeyle anlatır:

Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez. (Tevbe Suresi, 109)

Allah'ın ayette de haber verdiği gibi, Kuran'da tarif edilen şekilde bir imana sahip olmayanların yaşamları, "yıkılacak yar"ların kenarlarına kuruludur. Onların hayattaki tek amaçları "bu dünya"da mutluluğu ve rahatlığı elde etmektir. Bu insanların kimi, kendine "zengin olmak" gibi bir hedef belirler. Bu hedefine ulaşmak için elinden geleni yapacak, tüm fiziki ve beyinsel gücünü zengin olmak için kullanacaktır. Kimisi de hayattaki amacını "itibar sahibi ve ünlü bir insan olmak" olarak saptar. Bunu elde etmek için de elinden gelen herşeyi yapar. Her türlü zorluğa katlanır, çeşitli fedakarlıklarda bulunur. Ama bunların hepsi, ölümle birlikte yok olacak olan, yalnızca dünya hayatına hedeflerdir. Hatta birçoğu henüz hayattayken de kaybedilebilir.

Oysa mümin, Allah'ın varlığının ve gücünün farkındadır. Allah'ın onu niçin yarattığını ve ondan neler istediğini bilir. Bu nedenle de dünyadaki asıl amacı Allah'ın razı olduğu bir kul olmak için çalışmaktır. Kendisini amacına ulaştıracak her yolu dener, bunun için ciddi bir çaba gösterir. Bu sayede -diğer insanlar için kesin bir yıkımdan başka bir şey olamayan- ölümün de sırrını çözer: Ölüm bir yokoluş değil, asıl hayata geçiş aşamasıdır. Bir tesadüf ya da kaza değil, Allah'ın özel olarak yarattığı, zamanı ve yeri belirlenmiş bir olaydır. Bu gerçeklerin farkındayken de, elbette diğerleri gibi hayatını "yıkılacak bir yarın kenarına" kurmaz. Hayatın, ölümün ve ölüm-sonrası gerçek hayatın asıl sahibinin kim olduğunu ve kendisini kimin yarattığını bildiği için, Allah'a yönelir. Paranın, makam ve mevkinin, fiziki güzelliğin Allah'ın yarattığı ve yaratılmakta olan bu sistem içinde asıl kurtuluş yolu olmadığını görür. Bunlar ancak, Allah'ın koyduğu kurallar sayesinde kısa bir süre işleyecek olan "sebep"lerdir. Allah'ın yaratmış olduğu sistemin anahtarı ise Allah'ın rızasıdır. Çünkü Allah sadece rızasına uyanları doğru yola iletecektir:

Allah, rızasına uyanları bununla Kuran'la kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları Kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir. (Maide Suresi, 16)

Müslüman, Allah'ın rızasını aradığı için Müslümandır. İşte Müslümanı, diğerlerinden ayıran en önemli fark buradadır. Müslümanlar, dini Allah'ın rızasını kazanmak için izlenecek bir yol olarak görürken, birçokları için din, birtakım inançları içeren kurallar bütünüdür ve hayatlarında önemli bir yeri yoktur.

Zaten gerçek Müslümanlarla, Müslüman taklidi yapan ikiyüzlüler (münafıklar) arasındaki ayrım da burada ortaya çıkar. Müslümanlar, dini Allah'ın rızasını kazanmak için izlenecek bir yol olarak kabul ederken, münafıklar bunu kendi çıkar ve isteklerini tatmin etmeye yarayacak bir araç olarak görürler. Müslümanlar namazı "huşu" (Allah'a karşı saygı dolu bir korku) içinde kılarken (Müminun Suresi, 1-2), münafıkların bunu insanlara "gösteriş" olsun diye (Maun Suresi, 6)
yapmaları da bundandır. Aynı şekilde münafıklar, Allah yolunda yapılan harcamayı (infak) da gerçekte Allah rızası için değil, yine insanlara gösteriş olsun diye yaparlar:

Ey iman edenler, Allah'a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara karşı gösteriş olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağnak bir yağmur düştü mü, onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremez (elde edemez)ler. Allah, kafirler topluluğuna hidayet vermez. (Bakara Suresi, 264)

Görüldüğü gibi Allah'ın Kuran'da tarif ettiği mümin modeli son derece açık ve nettir. Allah'a ve ahirete "kesin bir bilgiyle" (Lokman Suresi, 4) iman edip, sonra da Allah yolunda "ciddi bir çaba" gösterenlerin yurdudur cennet. Allah'a ancak "bir ucundan ibadet" edip, Allah'ın rızasının yanında kendi basit dünyevi çıkarlarını korumaya çalışanların durumunu ise, Rabbimiz Kuran'da şöyle açıklamaktadır:

İnsanlardan kimi, Allah'a bir ucundan ibadet eder, eğer kendisine bir hayır dokunursa, bununla tatmin bulur ve eğer kendisine bir fitne isabet edecek olursa yüzü üstü dönüverir. O, dünyayı kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu, apaçık bir kayıptır. (Hac Suresi, 11)


www.NetCevap.org